Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Hz. Hüseyin’in Kerbela’da Şehid Edilmesinin Yıl Dönümünde ...

> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2019
 
Hutbe: Bağiy
Tarih: 07/10/2019
   


Hutbe: “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği) ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Fahşayı, kötülüğü ve (zulüm olan) azgınlığı da yasaklar. Umulur ki siz düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl: 90)

Hutbe: “Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği) ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Fahşayı, kötülüğü ve (zulüm olan) azgınlığı da yasaklar. Umulur ki siz düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl: 90)

Bağiy;Kur'an'ı Kerim’in önemli kavramlarından olup genel ahlâk kurallarını hiçe sayarak hakkı olmayan bir şeyi istemek, azgınlaşmak, haddi aşarak cana, mala, ırza kastetmek, insanlara tepeden bakarak riyasetini ve liderliğini öne sürmeye çaba sarf etmek, insanlara hükümran olma sevdası güderek saldırmak veya saldırıya yeltenmek gibi manalara gelir.

Aynı zamanda bağiy;şeytani ve vehmi bir kuvvet olup gerek Allah’ın (cc) insanın kendisi için inzal buyurduğu dini çiğneyen gerekse de insanlara karşı üstünlük iddia edip onları baskı altına alarak hakkı ve adaleti çiğnemeyi ifade eden adaletin zıddı her türlü isyan ve zulümahlakıdır. Ancak sadece Allah'ın (cc) rızasını kazanmak için zulüm ve haksızlığa karşı isyan edip başkaldıranlar bâğiy sayılmazlar. Hatta Peygamberimiz (sav)"Allah'a isyanda (kula) itaat yoktur! Ancak taat ma'ruftadır! (yani meşru olandadır)buyurmuştur.Bu da “Hâlık'a isyan olan yerde mahlûka itaat yoktur” şeklinde ifade edilir.

Günümüzde bağiy daha çok “Allah’ın gönderdiği ölçülere ve bu ölçülerin pratiğini bizlere aktaran elçilere isyan ederek karşı gelmek, putçu ve tağuti düzenlerin her türlü mel’un hayat tarzlarını din edinmek için Allah’ın dininin sınırlarını aşmak, azgınlaşmak” şeklinde kendisini göstermiştir.

Rabbimiz (cc) Al-i İmran Suresinin 83. Ayetinde:“Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arzuluyorlar! Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez Allah’a teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir”buyurduğu gibi İslam dinine karşıt olarak çıkarılan bütün dinlerin, bütün nizamların, bütün düzenlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Bu Yahudilikte olabilir, Nasranîlikte olabilir, Kominizim de olabilir, Laisizm de olabilir, Tasavvufizm de olabilir, Kemalizm de olabilir. Yani günümüzde aklımıza gelebilecek her türlü izimli ve de kanun koyuculardan izinli şirk dinlerinin tamamı olabilir.

Ancak bu dinleri hayat tarzlarına aksettiren insanların azgınlık ve taşkınlıklarının zararı sadece kendilerine olur. Çünkü yeryüzündeki insanların tamamı toplanıp Müslüman aileyi yok etmek için yaşadıkları livata gibi fuhşiyat hayatlarına uygun dinler icat ederek bunları Allah’ın yasalarına karşı ağız birliği içinde ulusalar, hatta düşmanca bir tavır sergileyerek Allah’a savaş açsalar bile Allah’a karşı ne yapabilirler? Kâfirler Allah’ın hidayet nurunu hiç ağızlarıyla söndürebilirler mi?

O zaman şu siyasî hayatın karmaşası içinde, Müslümanların yaşadıkları İslam coğrafyasında, Allah’tan başkalarına egemenlik hakkı vermekte neyin nesidir? Şu ekonomik hayatın bunaltıcı koşuşturmaları arasında Allah’ın ayetlerini gündeme almamak neyin nesidir? Yoksa Allah’ı bırakıp ta güçlerine güvenenler, güçlerini, gençliklerini, sağlıklarını, oturdukları koltuklarını hiç bir zaman kaybetmeyeceklerini mi zannediyorlar?

Hâlbuki kendilerinden önce de o koltuğa oturanlar, kendilerinden önce de o mülke, o güç ve kuvvete sahip olanlar olduğu gibi ondan daha güçlü kimler gelip geçti bu dünyadan. Onlar gelip geçti de ey insan! Sen mi kalacaksın bu dünyada? Allah’ın emri ansızın gelince sanki o dünya hiç olmamışçasına, sanki dünya hiç yokmuşçasına oluverir. İşte dünya hayatı budur. Daha önce nice baharlar solup öldü de bu bahar mı devam edecek? Hangi bahar solmadı? Hangi tufan geçmedi? Hangi güçlü ölmedi? Hangi güneş batmadı? Hangi bulut akmadı? Hangi gündüz geceleri yıkmadı? Hangi imparator yıkılmadı? Hangi melik bu dünyayı terk etmedi? Hangi varlık bu dünyada ölümsüzleşti ki sen mi kalacaksın ey insan!

Artık kime uyuyoruz? Kimi örnek alıyoruz? Hayat tarzlarımızı, amelleri­mizi kimlerden alıyoruz? Kimi gündemde tutmaya çalışıyoruz? Kimi tanıyıp onun gibi olma savaşı veriyoruz? Kimleri alkışlıyor, kimlerin peşinde çılgınca sevinç naraları atıyoruz? Kimin anma törenlerini düzenlemek için koşturuyoruz? Kimin sözlerini öğrenmeye, kimin sözlerini ıs­rarla öğretmeye çalışı­yoruz? Kimin modeli, kimin sünneti ka­falarımızda canlı duruyor? Pey­gamberimizin mi? Yoksa başka birilerinin mi? Yarın kesinlikle bunlardan hesaba çekileceğiz. Ve yine kesinlikle bilelim ki insanlık kıyamet gününde lider olarak, imam olarak, ön­der olarak Hz. Muhammed (as)’dan hesaba çekilecektir. Rabbimiz Kasas Suresinin 65. Ayetinde şöyle beyan buyuruyor: “O gün (Allah)onlara seslenerek: 'Gönderilen (elçilere)ne cevap verdiniz?' der.”

Resül (sav)’in işte bu kitaba uyun anlatıp gösterdiğim gibi uygulayın diye bize getirdiği kitap acaba hangisiydi? Yoksa tavaslı, mızraklı, kılıçlı, kamalı, süngülü kitapları mı getirdi bize? Ya da kendisine Allah’ın bazı sıfatlarını yüklemiş evliya-i kiram hazaratı dedikleri kişilerin uydurdukları safsatalarla, yalanlarla, zırvalarla dolu kitaplarını mı getirdi bize. Peki, Allah’a ne cevap vereceğiz? Bunlara mı icabet ettik diyeceğiz? Zaten bizler Allah’ın elçisini tanımıyoruz ki! Ne kadar bize getirdiği kitabı tanıyorsak, ne kadar ayet biliyorsak anlıyorsak, ne kadar sahih hadisini biliyorsak sünnetine uyuyorsak o kadar peygamberimizi (sav) tanıyoruz demektir. Tanıdığımız kadarından Allah’a cevap vereceğiz demektir.

Biz bugün her türlü elektronik cihazın cihadın önüne ve yerine geçtiği bir çağdayız. Bugün mücahidi, cihadı ve içtihadı değil, Kur’an’ı ve sünneti değil, vahdeti değil, sadece cinayetleri ve canileri konuşuyoruz. Çünkü biz Müslümanlar bugün İslam’ın dışında kul kaynaklı sistemlerle idare olunduğumuz içindir ki cinayetleri ve canileri çok sık görüyoruz, duyuyoruz ve konuşuyoruz. Esasında dinimize göre cinayet suç cani ise suçludur. Eğer suç ender görülüyorsa insan suçludur, yok suç çok sık görülüyorsa o zaman nizam bozuktur, sistem suçludur. Öyleyse insan vahiyle ıslah edilecek, bozulan nizamda inkılabı İslâm ile ortadan kaldırılacaktır. Canileri durdurmanın cinayetleri sonlandırmanın bundan başka hiçbir çaresi yoktur. Kâfirlere hâkim iken neden mahkûm olduk hiç düşünebiliyor musunuz? İnşallah bizlerin birliği, müşterek çabaları, direnme gücü, azmi yakın bir gelecekte yepyeni bir baharın müjdecisi olacak, tufanlar gelip geçecek Müslümanlar tevhidde vahdet içinde buluşup dimdik ayakta kalacak, işte o zaman yalnızca Allah’ın yanında şeref ve izzet bulacaktır.

 04.10.2019
Hazırlayan: Şahin ÖZDAŞ

 

Bu içerik 111 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

İLKAV
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon