Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Hz. Hüseyin’in Kerbela’da Şehid Edilmesinin Yıl Dönümünde ...

> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

   
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2019
 
Hutbe: Mescidleri Ancak Mü’minler İmâr Edebilir
Tarih: 14/06/2019
   


“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte, onların doğru yola erenlerden olmaları umulur.” (Tevbe: 18)

Hutbe: Mescidleri Ancak Mü’minler İmâr Edebilir
“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte, onların doğru yola erenlerden olmaları umulur.” (Tevbe: 18)
Mescid; secde mekânı, namazgâh demektir. Alnını yere koymak, baş eğmek, eğilmek anlamlarına gelen mescid, sücûd-secde kökünden gelen bir kavram olarak secde edilen yer demektir.
Varlığın tamamı secde halinde olduğundan Kur’ân’a göre bütün kâinât bir mesciddir. Kâinâtın tamamı secde için bir mescid olduğu gibi, yeryüzünün tamamı da ihtiyârî secde sahibi insan için mesciddir. Rasûlullah (S), kendisine ve ümmetine tüm yeryüzünün temiz bir mescid yapıldığını söyleyerek bu gerçeğe işaret etmiştir. (Buhârî; Salât/56) 
Kur’an’da adıyla en çok geçen mescid, 10 küsur yerde geçmesiyle Mescid-i Haram’dır.
Mescidler, Allah’ındır. Oralarda Allah dışında hiçbir kudrete yakarılmamalı, hiçbir kudret adına çağrıda bulunulmamalıdır. (Cin: 18, Hacc: 40) 
Allah’a ortak koşanların, inkârları devam ettiği sürece mescid yapmalarına, yapılan mescidleri onarmalarına müsaade edilmemelidir. Mescidleri onarıp ihyâ etmek; Allah’a; âhirete iman edip namaz kılan, zekât veren ve içinde Allah korkusu taşıyanların işidir. (Tevbe: 18, 19)
Mescidlerde saf, arı duru bir gönülle, ciddî ve kıyam halinde durmak, tertemiz giyinmiş olmak gerekir. (A’râf: 29, 31) Bunun dışında bir emir ve yasağa, özellikle mescidlerde konuşulmayacağına dair bir beyana Kur’ân’da rastlanmaz. Bu yolda hadis diye tanıtılan sözlerin birer uydurma olduğunu hadis âlimi Sâğânî’nin el-Mevzûât adlı eserinden öğreniyoruz. Yasak olan, lakırdı yani lağv’dır ki; o zaten her yerde yasaktır. (Mü’minûn: 3)
En zalim insanlardan biri de mescidlere musallat olan ve onların yıkılması için gayret gösteren kişidir. (Bakara: 114)
Mescidin, gerçek anlamda görev yapması için iki şart vardır: 
1- Kuruluşu takvâ ve samimiyet üzere olacak
2- İçinde, arınmayı biricik gaye edinen insanlar toplanacaktır. 
Kur’ân’ın Tevbe: 108. âyetindeki bu açık beyanını dikkate alarak şunu açıklıkla söyleyebiliriz:
Kur’ân; riyâ, gösteriş, çıkar ve politika için yapılmaya başlanan mescidlerden hayır gelmeyeceğini söylemektedir. Böyle mescidlerde toplananların gayesi Allah’ın rızasını kazanmak için arınmak olamaz. Bu mescidler, mü’minler arasında tefrika meydana getirmek, insanların ayıplarını gözetmek ve fitne yaymaktan başka bir işe yaramaz. Böyle mescidler, adları ne olursa olsun zararlı mescidlerdir. (Tevbe: 107)
Günümüzün mabed enflasyonu arz eden manzarasını, Kur’ân’ın bu beyanı tarafından sunulan ilâhî filtreden geçirerek yeniden değerlendirmek gerekir. 
Kur’an bize, mabed yapma sanayii ve ticaretiyle Allah rızası ve insana hizmet için ibadet yerleri oluşturma gayretini birbirinden ayırmayı emrediyor. Bu ayırımı yapmayanlar, riyânın karanlık dehlizlerinde boğulma noktasına gelirler de hâlâ mabed meddahlığı yaparak Allah’ı kandıracaklarını sanırlar. Kur’ân’ın ilâhî tokadı onların riyâkâr yüzlerine her gün yüzlerce kez inmektedir. 
Hadislerin ve daha geniş bir ifadeyle sünnetin incelenmesi, mescidlerle ilgili olarak şu hususları tesbitimize de imkân vermektedir: 
Mescidlere girenlerin süslenmelerinde, temiz ve şık giymelerinde bir sakınca yoktur. Hatta böyle yapmak, Kur’ân’ın emrine uygun hareket etmek olur. Ama mescidleri süslemek, İslâm’ın makul görmediği bir davranıştır. Bir hadiste şöyle deniyor: 
“Mescid yükseltmekle, mescid süslemekle emrolunmadım.” (Ebû Dâvûd) 
Rasulullah (S) mescid süslemeyi, dinde bir çöküş belirtisi olarak göstermiştir. Bu tehlikeye dikkat çekan beyanları, gerçekten titreticidir. Şöyle buyuruyor: 
“İnsanlar, mescid yapma yarışına girip bununla övünmedikçe kıyamet kopmaz.” (İmam Malik; Mesâcid, 2) 
“Sizin, benden sonra, Yahûdîlerin havralarını, Hristiyanların da kiliselerini süsleyip püsleyerek yücelttikleri gibi, mescidlerinizi süsleyip püsleyeceğinizi görür gibiyim.” (İmam Mâlik; Mesâcid,2)
İslâm, secde edenin süslenmesini makbul, mescidin süslenmesini çirkin görmüştür. Çünkü mescid süslemek, ibadet ve rûhî derinlikteki boşluğun telâfî edilmesi yollarından biri olarak görülmektedir. Bu yolla avunmayı makbul göstermek İslâm’ın takınacağı bir tavır olamazdı.
Mescid, Hz. Peygamber tarafından insanları bir araya toplayan ve toplumun çeşitli sıkıntılarını, sevinçlerini kardeşçe bir yaklaşımla paylaştıran temel mekân olarak kullanılmıştır. Mescid; hem ibadet yeri, hem mektep, hem karargâh, hem  de kültürel kaynaşma, hatta spor ve diplomatik teşrîfât mahalli olarak kullanılmıştır. 
Mescidin bu çok yönlü fonksiyonunun kalktığı ve kardeşlik ve kaynaştırmanın yerini hizip ve politika çekişmeleri aldığı için artık ne o cemaat kalmıştır ne de mescid...
Halkı müslüman olan ülkelerde İslâm dışı uygulamalar sebebiyle mescidler yalnızca namaz kılma mekânları haline geldi. Özellikle namaz vaktinden namaz vaktine açılır oldu. Böyle bir uygulama mescidi cami/toplayan olmaktan çıkarır, resmî mabed yapar ve onu kuru yapı haline getirir. Müslüman toplumda icrâ etmesi gereken fonksiyonuna engel olur. 
Müslüman toplumu ve onlardaki İslâmî hayatı ve şuuru cami ve mescidler ayakta tutar. Mescidler bu görevlerini yapamaz duruma gelince, sıradan birer bina durumuna veya tarihî eser konumuna düşerler. Bugün yeryüzündeki üç büyük mescid ve diğer mescidler gayr-i İslâmî yönetimlerin elinde. Bütün bu yönetimler ellerinde tuttukları mescidleri kendi anlayışlarının, kendi ideolojilerinin propaganda yeri olarak kullanıyor.
Müslümanların görevi, mescidleri amacına uygun kullanmak, işgal altında olan mescidleri kurtarmak ve mescidleri hayatın ortasına yerleştirerek fonksiyonlarını onlara tekrar kazandırmaktır. İşte o zaman secde de ve secdenin mahalli olan mescidler de gerçek hüviyetlerine kavuşacaklardır inşâAllah...  
14.06.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 
Bu içerik 303 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon