Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

> Şeytan ve İnsan İlişkisinde Üç Kategori...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2019
 
Hutbe: Yaratan ve Rızıklandıran Kim İse Rabb ve Hükümrân Olan da O’dur
Tarih: 19/04/2019
   


“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Hud: 6)

Hutbe: Yaratan ve Rızıklandıran Kim İse Rabb ve Hükümrân Olan da O’dur
 
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.” (Hud: 6)
 
Yüce Allah, yarattığı her canlının rızkını vermeyi üzerine almıştır. Yerin altını üstünü dolduran bütün bu canlılar; hareket eden, insan, hayvan, sürüngen, bitki vb. hepsi canlılar kapsamına girer. Sayısını Allah’tan başka kimsenin bilmediği yeryüzünü dolduran işte bu canlıların rızkını Allah verir. Her şey bu kuşatıcı ilmin kapsamındadır. İnsan, rızkını hiçbir zaman kendisi yoktan var edemez. Allah’ın yeryüzünde gizlediği hazinelerinden olan bu rızkı, Allah’ın koyduğu fıtrî kanunlar doğrultusunda hareket ederek elde edebilir. Çünkü her canlının rızkı, yeryüzü ve gökyüzü hazinelerinde mevcuttur. Ancak bu demek değildir ki rızık, çalışmaksızın elde edilebilir.
 
“Yeryüzünü size boyun eğer kılan O’dur. Haydi onun omuzlarında yürüyün. Ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş O’nadır.” (Mülk: 15) 
 
Rızkı takdir eden, daraltıp genişleten Yüce Allah’tır. Sonuçta işlerin tümü O’na döner. Rızıklar da her şey gibi Allah’ın ilminde takdir edilmiş olup, O’nun emrine ve dilemesine tâbidirler. O Allah, İnsanlar ve rızıkları için koyduğu ve razı olduğu kanun uyarınca dilediği zaman dilediği gibi tasarrufta bulunur.
 
Yeryüzündeki zâhirî rızık sebeplerine gelince; bunlar, rızkın Allah tarafından olduğunun bilinmesi, yerin ağırlığından ve mal hırsının pençesinden kurtulunması dolayısıyla rızkı verene doğrudan yönelinmesi için yaratılmışlardır. Mü’minle sebepleri yaratan arasında engel oluşturamazlar.
 
Mü’minin, bu hakikatlari idrak edip, yeryüzünün hilafetine ve imârına görevlendirildiğini bildiği halde, yeryüzü ve sebeplerini ihmal etmesi düşünülemez. Sebeplere takılıp kalmaması ve Allah’tan gafil olmaması için dikkati sebeplerin ötesine çevrilmiştir. Sadece sebeplere sarılmalı, ancak rızkı verenin, sebepleri yaratanın Yüce Allah olduğunu, rızıkların Allah’ın indinde takdir edildiğini, Allah’ın irade ettiği şeyin kesinlikle vuku bulacağını da bilmeli ve sebeplerin esaretinden kurtulmalıdır.İnsanların hepsinin rızkı Allah katından olduğu ve hepsi de Allah’ın kulları oldukları halde nasıl oluyor da bazıları bazısını kul, bazıları da bazısını rab ediniyor? Yüce Allah, kullarına bahşeden ve onları koruyandır. Kur’an-ı Kerim, etkisi kendilerinden öncekilerin hayatında olduğu gibi, kendi hayatlarında da görülen şirk olgusunu rızık açısından tedavi ediyor:
 
Allah, O’dur ki, sizi yaratır, rızıklandırır, sonra öldürür, ardından diriltir. Ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapabilen var mı? O, sizin ortak koştuklarınızdan yüce ve münezzehtir.” (Rum: 40)
Yüce Allah, dikkatlerini, Allah’tan başkasına bir pay veremeyecekleri konulara, durumlarının ve işlerinin hakikatine ve Allah’tan başka ilah addettiklerinin bir müdahalesinin söz konusu olamayacağı noktaya çekiyor. Onları yaratanın, rızıklarını verenin ve öldürüp diriltenin Yüce Allah olduğu konusuna yöneltiyor. Yaratanın, Yüce Allah olduğunu kabul ettikleri gibi, diğer taptıkları ilahların kendilerini rızıklandırdığını iddia edemezler:
 
“Göklerden ve yerden sizi rızıklandıracak Allah’tan başka bir yaratıcı mı vardır? O’ndan başka ilah yoktur. Nasıl yüz çeviriyorsunuz? “ (Fatır:3)
 
“Göklerin ve yerin anahtarları O’nun elindedir, dilediğine rızkı genişletir ve daraltır.” (Şura: 12)
 
Rızkı daraltmak ve genişletmek olayı tamamen Allah’ın emri altındadır. Onları rızıklandıran, üzerlerine kefil olan, doyuran ve içiren Allah, bunların dışındaki konularda da aralarında hükmetmelidir. İhtilaf ettikleri konularda O’ndan başka hükmedecek kimdir? İnsanların rızkını vermeye kefil olanın Allah olduğunu bilen ve takdir eden insanlar, diğer konularda da O’na yönelmelidir. Buna bağlı olarak ulûhiyet gerçeği, bölünmez bir gerçektir. Kur’ân-ı Kerîm, İlâh’ın, Mâlik’in ve nimetleri verenin tek olduğunu yerleştiriyor. Hükümrân olan Râzık ile güçsüz, hiçbir şeye mâlik olmadığı gibi rızıkları veremeyen kimse bir olur 
 
Rızık, özellikle imandan yoksun ruhları uğraştırır. Ancak rızkı yalnızca Allah’tan beklemek, nefislerde gizli olan birçok temayülü gemler: 
 
“Allah’tan başka kullukta bulunduklarınızın rızkınızı vermeye güçleri yetmez. O halde rızkınızı Allah’tan bekleyin.” (Ankebût: 17)
 
Yaratan ve rızıklandıran kim ise, aynı zamanda Rab ve hükümrân olan da O’dur. Hiçbir konuda O’nun şeriatında beliren izninin dışına çıkılamaz. Şeriatı da Rasulullah’ın getirdiği ve uyguladığı hayat nizamıdır.İnsanların hayatına hükmetmesi konusunda Allah’ın tevhid edilmesi yani tekliğinin zarûretine delil teşkil etmesi için, Allah’ın kullarına bağışladığı rızık meselesini sıkça arzetmektedir Kur’an. Çünkü yaratan, tek başına rızıkları tekeffül eden, rubûbiyetin, hâkimiyetin ve egemenliğin de yalnızca kendisine has olmasına müstehaktır. Bu tartışma götürmez kesin bir hakikattir. 
 
“De ki: ‘Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? İşitmeye ve görmeye muktedir olan mı? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkardı? Kim işleri düzenler? Diyecekler ki, ‘Allah’ De ki: ‘O halde korkmaz mısınız? İşte Allah, sizin gerçek Rabbiniz. Hak’tan sonra dalâletten başka ne var? Nasıl oluyor da yüz çeviriyorsunuz.” (Yunus: 31)
 
Onlar Allah’ın varlığını inkar etmiyorlardı. Bunun gibi büyük işlerdeki tasarrufunu da inkar etmiyorlardı. Fakat, fıtratlarındaki sapma, bu kabullenişlerine rağmen onları şirke düşürüyordu. Allah’ın izin vermediği şeriatlara uydukları gibi bazı kulluk davranışlarını da başkalarına sunuyorlardı. Sağlam bir akîde bu tür sapıklıklardan korunmuştur. Çünkü rızık Allah’ın elinde olup, herkesi rızıklandırır.
 
 “Allah dışında göklerden ve yerden onları rızıklandıramayacak ve buna güç yetiremeyeceklere ibadet ediyorlar.” (Nahl: 79) 
 
Fıtratın bu derece sapması gerçekten de acaiptir. İnsanların kendilerini rızıklandıramayan ve hiçbir zaman bunu başaramayacaklara kullukla yönelmesi… Bunu yaparken de Allah’ın Râzık ve Hâlık olduğunu kabul etmeleri, inkâr edemeyecekleri delillerle ellerinde olduğu halde, Allah için eşler ve benzerler uydurmaları son derece gariptir. Yüce Allah, onların koştukları eşlerden münezzehtir.
 
19.04.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 
Bu içerik 272 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
İLKAV Teknik Komisyon