Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

> Şeytan ve İnsan İlişkisinde Üç Kategori...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2019
 
Hutbe: Peygamberlerin de Mü’minlerin de Düşmanı Mücrimlerdir
Tarih: 12/04/2019
   


“ (Yalnız sana değil) her peygambere mücrimlerden bir düşman verdik. Hidayet veren ve yardım eden olarak Rabbin yeter. “ (Furkan: 31)

Hutbe: Peygamberlerin de Mü’minlerin de Düşmanı Mücrimlerdir                                                                           
“ (Yalnız sana değil) her peygambere mücrimlerden bir düşman verdik. Hidayet veren ve yardım eden olarak Rabbin yeter. “ (Furkan: 31)                                                                 
Davaları sarsılmaz ve güçlü kılan hususlardan biri de hiç kuşkusuz mücrimlerin peygamber ve davalarına karşı açtıkları savaştır. Bu davalara tabiatlarıyla bağdaşan bir ciddiyet vermektedir. Zaten hak davaları sahte davalardan ayıran ve gerçek dava adamlarını belirleyip sahte adamları dışlayan şey, dava adamlarının mücrimlere karşı verdikleri mücadeledir.                                                                                                       
Dava düşmanı mücrimlere karşı verilen mücadele dava adamlarına ne kadar meşakkat yüklerse yüklesin ve davanın kendisini de ne kadar köstekleyici olursa olsun, durum budur. Çünkü bu mücadelenin sonunda dava yolunda, güçlü ve yılmaz elemanlardan başkası kalmayacaktır. Yakında ele geçecek bir ganimet aramayan ve dava adamlığıyla Allah’ın rızasından başka hiçbir şey beklemeyen güçlü kimselerden başkası kalmayacaktır mücadele ortamında.                                                                     
Eğer davalar kolay ve basit bir şey olsaydı, etrafı çiçeklerle süslenmiş hazır yollar izlenecekti. Düşman ve muarızlarla karşılaşılmayan, inkarcı ve inatçılara rastlanılmayan yollar… O zaman da her insan, kolaylıkla dava adamı olabilirdi. Tabii ki bunun yanında hak davalarla bâtıl davalar birbirine karışır, gürültü ve fitneler birbirini izlerdi. Demek ki davaların düşman ve muarızları olmasaydı, mücadele de olmazdı. Davanın yardımını zorunlu kılan, dava uğrundaki her tür acı ve fedakarlığı birer azık haline getiren mücadeledir.                                                                                                                                                         
Çünkü savaş ortamına girip fedakarlık ve acılara göğüs gerenler, hak davaya gerçekten inanmış ciddî insanlardan başkası değildir. Davalarını, rahatlığa, şahsî çıkarlara, dünya metâlarına ve hatta gerekirse kendi hayatlarına tercih eden kimselerden başkası dayanamaz. Çünkü bu kimseler, eğer gerekiyorsa dava yolunda ölümü bile göze alanlardır. Çile dolu mücadeleden asla yılmayan mü’minler, en sarsılmaz, imanca en güçlü olan ve insanların vereceği mükafatı hiçe sayarak Allah’ın vereceği mükafaattan başkasına umut bağlamayan kimselerdir. Hak davanın, sâir davalardan ayrı bir nitelik kazanmasının yolu budur. Kadroların arınıp güçlülerle zayıfların birbirinden ayrılmasının yolu budur. Hak davası, ancak hakkı yılmadan savunan, imtihanları başarıp belaları atlatan insanlarla başarıya gidebilir. Çünkü bu kimseler, zaferin yükümlülük ve zorluklarını göğüsleyen dava eminleridir. Deney ve imtihanlar davetçilere, dava bayrağını çakıl ve diken dolu bir yolda nasıl taşıyacaklarını öğretir. Çünkü genel nitelikte bir kâide vardır. Mücrimlerle dava adamlarının kavgalarını seyreden, yani büyük fedakarlık ve acılara rağmen hak yolda sonuna kadar sebat ederek yürüyen dava adamlarını gören seyirci pek çok insan şunu söyleyecek veya anlayacaktır: “Eğer bu dava, bunca fedakarlıktan daha üstün ve daha değerli olmasaydı, bu adamların bu kadar acı ve kayıplara rağmen sebat etmesi mümkün değildi.” Evet, seyredenler bu kanaate varacaktır. Bundan dolayı da merak edecektir. Acaba bütün dünyevî metâlara, hatta dava adamının hayatına tercih edilen bu değerli, bu paha biçilmez şey nedir? Bunu görmek isterler ve böylece bu akîdeye akın edeceklerdir. Uzun bir izleyiş ve bekleme döneminden sonra davaya fevc fevc katılacaklardır. İşte Yüce Allah, bütün bunlardan dolayı her Rasûl’e, hak davaya karşı koyan mücrimlerden bir düşman takdir etmiştir. Dava adamları, bütün güçleriyle bu mücrimlerle mücadele edeceklerdir. Mücadelenin sonucu, önceden belirlenmiştir. Allah’a güvenenler, bundan hiçbir kuşku duymazlar. Çünkü âkıbet, hakka yönelmektir. Sonuç ise zaferdir. “Hidayet veren ve yardım eden olarak Rabbin yeter.”                                                                                                                             
Mücrimlerin dava yolunu tıkaması, tabii bir şeydir. Hak davası, tam istenilen bir zamanda gelir. Toplum veya insanlığın içinde bulunduğu fesadı kaldırmak üzere gelir. Yani kalplerdeki, sosyal düzenlerdeki ve yönetimlerdeki fesadı kaldırmak üzere gelir.                           
Bu fesadın perde gerisinde bulunanlar ise mücrimlerdir. Bunlar, bir yönden fesad yayan, diğer yönden de bundan çıkar sağlayan mücrimlerdir. Çünkü bu fesad, onların hevâ ve çıkarlarına göredir. Şehvetleri bu mikroplu ortamda yayılmaktadır. Fesad ortamı, mücrimce değerlerin vazgeçilmez bir dayanağıdır. Çünkü mücrimler, varlıklarını bu ortama borçludurlar. Öyleyse mücrimlerin peygamber ve hak davalara karşı savaş açmalarından daha tabii bir şey yoktur. Varlıklarını savunmak ve nefes aldıkları ortamı elden kaçırmamak için savaşmak zorundadırlar. Bu bakımdan hak davaya düşman olmalarından daha tabii bir şey olamaz.                                                     
Onların hakla ölesiye bir mücadele içine girmeleri tabiidir. Ama tabii olan bir başka şey de hakkın önünde sonunda zafer kazanmasıdır. Çünkü hak, hayatın çizgisinde seyretmektedir. Allah’la irtibat kuracağı ve kendisi için ilâhî iradenin gereği olarak takdir olunmuş bir kemal derecesine erişeceği üstünlük dolu bir ufka yönelmiştir. Öyleyse Allah’a, Allah’ın hikmet ve zaferine inananlar sabretmelidir. Beşerî yol ve yöntemler dahilinde yenilebilen hak davası, önünde sonunda galebe çalacaktır.
Öyleyse bu imtihana sabredenler direnmeye baksınlar.  
12.04.2019
Hazırlayan: Emrullah AYAN                                                                                                                        
                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                  
 
Bu içerik 100 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem