Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Pamak: Allah’ın Adını ya da Dinini İstismar Ederek İnsanları ‘All...

> Pamak: Şeytan ve Dostlarının En Etkili ve En Yaygın Kandırma Biçi...

> Şeytanın, Sırât-ı Müstakîm Üzerine Oturup Dört Yönden Yaklaşarak ...

> “Yeni 28 Şubat”a Rağmen Allah Yolunda Sabırla Yürümeli ve Asla Ko...

> Şeytan ve İnsan İlişkisinde Üç Kategori...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2018
 
HUTBE: Ölüm ve hesap günü.
Tarih: 16/02/2018
   


“Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. 29/57”

           HUTBE: Ölüm ve hesap günü.
 
           AYET: “Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. 29/57” 
 
           Bugün Hicri 1439 Cemâziyelevvel ayının 30. günü olan Cuma günü. Rabbimiz bugünde ve gelecek günlerimizde mümin kardeşlerimizle birlik ve beraberlik içinde tevhid dinimize hizmet etme liyakati bizlere ihsan etsin. Kur’an ahkâmının egemenliğini bizlere nasip etsin. Bizleri Müslümanlar olarak yaşatsın ve Müslümanlar olarak canımızı alsın. Âmin. Bugünkü hutbemizin mevzuu “Ölüm ve hesap günü” konusu üzerine olacaktır inşallah. 
Yaşadığımız bu dünya hayatında, her daim karşı karşıya kaldığımız halde, ancak bir türlü idrak edemediğimiz bir gerçek vardır ki oda ölümdür: Şöyle geriye dönüp baktığımızda görürüz ki; zengin ve fakir, genç ve yaşlı,  zalim ve mazlum, kâfir ve mümin, Karun ve Harun nice insanlar bu dünyadan göçüp gittiler. Her geçen gün tanıdıklarımız, yakınlarımız, dostlarımız, canımız ciğerimiz olan insanlar, bizleri bırakıp gittikleri halde, acaba bizler sevdiklerimizi bırakıp gitmek için, her an gelecek olan ölümü neden beklemiyoruz? Neden pişman olup eyvah! Demeden önce Allah’a, ‘Karzı Hasen’ güzel bir borçla ödünç vermedik? Ve niçin Allah’a karşı bir ticaret yapamadık? Çünkü bizler, ölümü ve hesap gününü hiç hatırlamadık da onun için.
           Ardına bakmadan giden nice insanların bir zamanlar böbürlenerek  “bu benimdir!” dediği malından mülkünden, yerinden yurdundan artık eser bile kalmamıştır. Her geçen gün yıpranan yüze, ağaran saça, zaman geçtikçe kıyamda dahi duramayan bir bedene dur demek mümkün değildir. İstesek de istemesek de doğumla geldiğimiz bu dünyada ölüm bizim için kaçınılmaz olacaktır. Rabbimiz Nisa suresinde: “Nerede olursanız olun, surlarla tahkim edilmiş kalelerin içinde bile olsanız, ölüm sizi bulur 4/78.” Ve Ankebut suresinde: “Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. 29/57” buyurmaktadır. Şurası bir gerçektir ki bugüne kadar hiçbir insan ölümün acısından, ölümün pençesinden yakasını kurtaramamıştır. 
           Bakınız! Kıyamet suresinde Rabbimiz: “(Dikkat edin!) gerçekten can köprücük kemiğine dayandığında: ‘Tedavi edebilecek kimdir?’ dendiğinde, (can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlayıp bacak bacağa dolaştığında, işte o gün sevk edilecek, varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır. 75/26-30.” Vakıa suresinde: “Hele can boğaza dayandığı zaman, O sırada siz (can çekişen kimseye, çaresiz bir şekilde) bakıp dururken 56/83-84.” Muhammed suresinde: “Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken hâlleri nasıl olacak? 47/27.” Buyurmaktadır. 
Evet, emri hak vaki olup ölüm gerçekleştiğinde, içerisine gireceğimizi hiç düşünmediğimiz tahtadan yapılmış, üstündeki bezleri süslenmiş, paket yapılmış tahta bir kutu içinde, sanki taş bebek varmış gibi, bizi içine koyarak kapağını da çakarlar. Âdete hediye götürüyor gibi tavanı alçak, duvarları yanaştırılmış, her yandan küçülen bir oda gibi mezar olan bir çukura verip geri dönerler. 
           Rabbimiz Kaf suresinde: “Bir çağırıcının yakın bir yerde çağıracağı güne kulak ver. O gün çığlığı gerçekten duyarlar; İşte bu (dirilip bulunduğu yerden) çıkış günüdür. Doğrusu (Biz hayat verir) diriltiriz. Biz öldürürüz ve dönüş bizedir. O gün yer onların üstünden yarılıp açılır. Ve onlar süratle koşarlar. Bu, (hesap için) bir toplanmadır, bize göre kolaydır. (50/41-44)” Yasin suresinde: “Nihayet Sura üfürülünce bir de bakarsın ki, onlar bulundukları yerden kalkıp, Rablerinin (huzuruna doğru) koşarak giderler. (İşte o zaman) vah yazıklar olsun bize! Şu uyuduğumuz yerden bizi kim uyandırıp kaldırdı! İşte Rahman’ın vadettiği şey buymuş. Demek ki Peygamberler doğru söylemiş, diyeceklerdir 36/51-52” Kamer suresinde de Rabbimiz: “Gözleri zillet ve dehşetten düşmüş olarak, sanki yayılan çekirgeler gibi bulundukları yerden çıkarlar.  Davetçiye doğru koşan kâfirler: “Bu, oldukça zor bir gündür, derler. 54/7-8.” Buyurmaktadır. 
İnsan Vicdanı, Allah’ı tanımaya ve Allah’ın emir ve yasaklarına uygun yaşamaya göre ayarlanmıştır. Helale harama, günaha sevaba dikkat etmeden yaşayan insanlar, elde ettikleri maddi zenginliklere rağmen, ruhî sıkıntılar içinde yaşadığı bunalımlar, ayrılık acıları, gençliğinin gitmesi karşısında bir şey yapamamaktan kaynaklanan, çalkantılarla dolu hayatları geçim darlıklarına sebep olur.
           Dünyada iken, Allah’ın gönderdiği Kur’an’ın mesajını görmezlikten gelerek yaşamaya çalışmayanlar, kalplerini küfür karanlığıyla kör yaptıkları gibi, hesap gününde bir ceza olarak, kendilerini savunacak bir delil bulamayacak kadar basiretleri bağlanmış kalp körlüğü içinde kalırlar. (Razî, Beyzavî, İbn Aşur) Rabbimiz Taha suresinde “Her kim benim zikrim  (Kur’an’ımdan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak (toplantı yerine sürer) haşrederiz. O kişi, Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim! der. (Allah) buyurur ki: Nasıl ayetlerimiz sana geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öylece unutulursun! 20/124-126.” 
Hesap gününde her insanın dünyada iken yaptığı bütün iyilik ve kötülükleri gösteren kitapları dediğimiz amel defterleri önüne konulup açılacak ve Allah’ın huzurunda herkes hesaba çekilerek, İsra suresinde: “Oku kitabını! Bugün kendini sorgulayacak durumdasın. 17/14.” Denecek. Tevhid dini İslam’a planlı bir şekilde cephe alarak, Müslümanları ve nesillerini yozlaştırma, süründürme, hapislerde çürütme, öldürme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi tağutların, zalimlerin, suçlu ve günahkârların amel defterleri önlerine konulduğunda, yazılı olanlardan korkuya kapılıp çekindikleri Kehf suresinde: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş. 18/49” Diyeceklerini,  Tekvir suresinde “Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman. 81/8-9.” Nur suresinde de: “O gün onlara, onların dilleri, elleri ve ayakları (dünyada) yapmış olduklarına şahitlik edecektir. 24/24.”  Şeklinde, insanların dünya hayatında iken, her ne yapmışlarsa karşılarında bulacaklarını ve hepsinin hesabını tek tek Rabbimize vereceklerini bu ayetler bizlere haber vermektedir.
           Rabbimiz Kalem suresinde “Öyle ya, (Allah’a) teslimiyet gösterenleri, o günahkârlar gibi bir tutar mıyız hiç? 68/35.” Buyurmuştur.  Dolayısıyla, kitabı sağından verilen Müslümanlar adeta okul çocuklarının onur belgeleri ve pekiyilerle dolu karnelerini büyük bir sevinç ve heyecanla havada salladıkları gibi, Hakka suresinde: “Alın kitabımı okuyun, kesinlikle ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum (gönülden inanmıştım) diyecektir. 69/19-20.” Ve “Kitabı sol tarafından verilen kimseye gelince;  o da “Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, keşke ölüm her şeyi bitirmiş olsaydı; malım bana hiçbir fayda vermedi, gücüm de kalmadı. 69/25-29.” Nebe suresinde: “Keşke toprak olaydım 78/40” diyecektir. 
           Düşünebiliyor musunuz? Kur’an’ı Kerim adeta gözlerimizin önüne derin bir pişmanlık manzarasının penceresini açmaktadır. Ayrıca inkârcıların pişman oldukları yetmezmiş gibi kendilerini bu duruma getiren ailesiyle, yakınlarıyla, dostlarıyla, putlaştırdıkları sahte ilahlarla karşı karşıya gelip, bir hesaplaşma içine girerek birbirlerini suçlayıp birbirlerinden şikâyetçi olacaklardır. Zümer suresinde Rabbimiz: “Sonra siz, Kıyamet günü Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacak (hesaplaşacaksınız) 39/ 31.” Buyurmaktadır. 
Evet; hesap günü inkârcılar birbirlerini suçlayıp birbirlerinden şikâyetçi olacakları gibi, aynı zamanda bizlerde eğer ulaşabildiğimiz yakınlarımıza ve ailemize, İslam şeriatı olan Kur’an’ın hükümlerini tebliğ edip, ulaştırmamışsak, onlara yap diye emretmemişsek, yakınlarımız ve çocuklarımızda bizi Allah’a şikâyet ederek şöyle diyeceklerdir! Rabbim! Benim babam ve annem bana her şeyi öğrettiler, bütün sınavlara hazırladılar da, beni neden hesap gününün sınavına hazırlamadılar? Yıllarca annem ve babamla aynı evde kaldığım halde, neden Senin gönderdiğin kitaptan bana hiç bahsetmediler? Neden Namazdan bahsetmediler? Neden beni sabah namazına kaldırmadılar?
Rabbim! Neden bana Allah’ın emri tesettüre uy demediler? Evleneceğim kişiye ilkönce işini sordular, maaşını sordular, evini sordular, arabasını sordular, ama imanını sormadılar, şirkini sorgulamadılar. Neden Namazını sormadılar da beni bu beynamazın eline teslim ettiler? Onlar suçludurlar Rabbim! Onlardan davacıyım Rabbim! Onları sana şikâyet ediyorum Rabbim! Diyecektir. 
           Rabbimiz Müddesir suresinde: “Onlar (günahı hayat tarzı edinen) suçlulara sorarlar: Sizi Sekar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik, (Kur’anın emirlerini bırakıp batıl şeylere) dalanlarla beraber bizde dalardık. 74/40-43.” Derler. Aslında “Sekar” sıcaklık, beyne acı veren, bitirir de bırakmaz anlamına gediği gibi, aynı zamanda hiçbir şeye acımayan, içine atılanları yakan ve insanların derilerini kavuran korkunç alevli bir ateşin olduğu yer, anlamına geldiği de tefsirlerde geçer.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Ömrümüzün yarısı pişmanlıkla yarısı da perişanlıkla geçip gitmektedir. Modern cahiliye hayatı bizlere nereden gelip nereye gittiğimizi unutturan bir hayattır. Hesap gününü unutmak, yaşadığımız hayatı kurutmaktır. Yaşamımız yemyeşil meyve veren bir ağaç olabilecekken, neden cehenneme odun olalım ki? Çünkü ürün vermeyen bir ağaç odun olmaya mahkûmdur. Onun için tez elden, ölmeden önce hesap günü için kendisinden istifade ettiğimiz ilim adamları ve arkamızdan dua edecek hayırlı evlat yetiştirip, tevhidi ayağa kaldıran, içinde bulunduğumuz bu yapılar gibi vakıf, dernek gibi yerlere maddi yardımlar yapalım inşallah”(Müslim, Vasiyyet 14 (1631). Ebû Dâvûd Vasâyâ 14, Tirmizî Ahkâm 36, Nesâî Vasâyâ 8)
                                                                                        16.02.2018 
                                                                              Hazırlayan: Şahin ÖZDAŞ             
 

 

Bu içerik 413 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

İLKAV
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem