Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   ALTERNATİF EĞİTİM KONFERANSLARI  >  2015
 
Ulucak : İslam Beşeri İdeolojilerden Beridir
Tarih: 11/11/2015
   


İstanbul Maruf Yayınları kurucusu Ahmet Turgut Ulucak´ın sunduğu konferans, Konya ve Kırşehir’den gelen misafirler ile beraber büyük bir ilgi ile takip edildi.

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV’ın Alternatif Eğitim Konferansları devam ediyor. Bu haftaki konuşmacı İstanbul Maruf Yayınları sorumlusu Ahmet Turgut Ulucak idi. ”İslam’ın Mükemmelliği Karşısında Beşeri İdeolojilerin Sefaleti“ konulu konferans Konya ve Kırşehir’den gelen misafirler ile beraber büyük bir ilgi ile takip edildi.

Konferans Yıldırım Ak’ın sunumu ile başladı. Mehmet YAŞAR’ın okumuş olduğu Kur’an ve meali ile devam eden konferansta; Ahmet Turgut Ulucak, İslam’ın vahiyle belirlenmiş ilahi esaslar üzerine oturduğunu, hiçbir beşeri düşüncenin İslam’la bir tutulamayacağından bahsetti. İdeolojilerin insani çıkarımlar olduğunu, Müslümanlar için asıl olanın Rabbimizin indirdiği esaslar üzerinden hayatlarını tanzim etmeleri gerektiğini ifade eden Ulucak, konuşmasında demokrasi, kapitalizm, muhafazakarlık, sağcılık, solculuk ve sosyalizm gibi kavramlara da kısaca değinerek, İslam karşısındaki konumlarını ele aldı. İslam’ın mükemmelliğinden ve Allah’ın Kitabı ve ondan neşet eden Resulün güzel örnekliğinin her şeyi ile Müslümanlara yeteceğinden bahseden Ulucak, Müslümanların inançlarına sahip çıkıp, ayaklarını sabit tutup, Allah’ın dinini eğip bükmeden, savrulmadan istikametle yaşamalarının gerekliliği üzerinde durduğu konferansın özetini aşağıda veriyoruz:

 

İslam tüm zamanlarda Allah’ın insanlara gönderdiği yegane tek dindir. İslam insanlığın ebedi kurtuluşunu öncelerken hiç bir resul ve zaman diliminde değişikliğe uğramamıştır. Seküler anlayış, dini devletten, devleti dinden, hatta Müslümanı hayatın içindeki baskıcı unsurlar vasıtasıyla, kendi iman ve kulluk bağından koparmaya çalışan bir ideoloji biçimi halinde Müslüman bireyleri ve toplumları etkisizleştirirken; hayatın içinde Allah ve hükümleri ile bağlarını koparıp mevcut bulunan laik ideoloji ile şekillendirilmeye çalışılan totaliter bir baskıya dönüşmüştür. Her insanın hayatının önceliği ve derdi ne ise gelişen olaylara ve geleceğe o zaviyeden bakıyor.

Hani meşhur deyim ile vücudunuzun neresi ağrıyor ise canınız oradadır misali.
Dertsiz insan yoktur. Derdine feda olan ile derdine kurban olan insanlar vardır. Kuran’ın hükümlerini askıya alıp dur keyfimizi bozma diyen bir algı ile karşı karşıyayız.

Muhafazakârlaşma son sürat devam ediyor. Halkların ekseriyeti gücün yanında durmayı yeğlemiştir. 
İşin üzücü yani kendini İslam’a nispet edenlerin bu anafora kapılmasıdır.

Bütün mesele gelişen her olay ve düşünceye vatandaş kimliği ile Müslüman kimliği arasında hangisi ile bakma sorunu ve anlayışıdır.

Vatandaş kimliği ile bakan yaşadığı beldenin çıkarlarını ve sistemin belirleyiciliğini esas alırken, Müslüman olan kimse ise kuranı ve kulluk merkezli bir bakış acısını esas alır. 
Vatandaş olanlar reel politik ve çıkarcı düşünür. 
Müslümanca bakabilen ise ilkeli ve Rabbani düşünür.

Başkasının zafiyetinden çıkar elde etmeye çalışan ve başına gelen zorluğa sevinen kimsede ahlakilik sorunu var demektir.

Gayemiz tüm insanlığın Allah ve fıtratları ile buluşmasıdır. 
Yeryüzünde mutlak yegâne amacımız Allaha kul olmaktır.

Kulluk merciinin en önemli unsuru ibadet ve itaattir. 
Tüm zamanların en büyük hastalığı şirktir.

İnsanların şirkten kurtulmaları için öncelik, Allah’ı hakkı ile takdir etmek olmalıdır.

Takvanın da ilk şartı şirk ten beri olmaktır. 
Tüm resullerin öncelikli mücadele alanı, tevhidin ikamesi, şirkin def edilmesi olmuştur.

Şirk Allah’ın hakkını ve vasfını, Allah’tan başkasına pay etmektir. 
Şirk sadece ruhçu alanla sınırlı değildir.

Allah hayatın her alanına hükmeder. 
Siyasetten içtimai alana, ekonomiden itaat alanına kadar belirleyicilik ve hükmedicilik Allah’a ait olmalıdır.

Göklerin sahibi olarak kabul edilip yeryüzüne ve hayata müdahil kılınmayan ilah anlayışı şirkin ta kendisidir.

Bu coğrafyada hükümetten önce sistem sorunu vardır.

Sistem tanımlaması doğru yapılamayınca, gücü elinde bulunduranlar toplumu ve Müslümanları dönüştürmesi kaçınılmaz oluyor.

Bu sistem rejim olarak kendini laik demokratik sosyal hukuk devleti olarak tanımlıyor. Yani Kemalistler tarafından kuruldu ve onların yasaları ile toplum yönetiliyor.

Toplumda alim ,hoca, kanaat önderi ve STK konumunda olanların nerede ise tamamına yakını sistemle neden iyi geçiniyor. Neden kavgalı değil, neden mümince bir duruş ve tavır sergilenemiyor.

İslam ile ideolojiler hiç bir şekilde uzlaşamaz.

İdeolojiler yaşanılan süreç içinde taşıdıkları iddia ile İslam’ın karşısında kendisini alternatif sunma rolüne girmiş olsa da bu konuda kendisine tabi olan toplumları nasıl sefalete götürdüğü meydandadır.

Özellikle yaşadığımız coğrafyada sağcılık, dini bazı ritüeller ve dinsizlik olarak algılanan Komünist söyleme karşı tepki olarak kendini göstermiştir. Muhafazakârlık: Var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı. Toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan, sağ kanat siyasi  ideolojisidir.

Muhafazakârlığın, değişime karşı direniş olarak tanımlanması, özellikle değişim isteyen sol ideolojiler tarafından eleştirilir. Muhafazakârlık, bir sağ ideolojidir. Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri korumak şeklinde bir yanı vardır. Bu açıdan bakıldığında, herkes, solcular dâhil, istedikleri toplumsal düzen gerçekleştiğinde muhafazakârlaşabilirler. Nitekim Sovyetler Birliği'ndeki solcu rejime karşı olanlar (örneğin Troçkistler) bu rejimi muhafazakârlaşmakla suçladılar.

Muhafazakârlık, değişime tümüyle karşı değildir. Sadece devrimsel değişimlere, topyekûn toplum planlarına karşıdır. Radikal, "seçkin" bir grup entelektüelin bir araya gelerek, toplum düzenini bir anda değiştirecek devasa planlarını uygulamaya koymaları, muhafazakârlığa aykırıdır.

Bu açıdan, muhafazakârlık çoğunluk yanlısıdır ve demokratik bir toplumun temel ideolojilerinden biri olduğu savunulur. Muhafazakârlık, akla şüpheyle yaklaşır. Kendi aklının sesini dinleyerek başka insanların hayatları üzerinde kalıcı bir etki oluşturmaya çalışan düşünürleri eleştirir.

Muhafazakârlara göre akıl; farklı sonuçlara varabilmektedir ve bireyin toplum üzerinde keyfi değişiklikler oluşturma isteklerine araç olmamalıdır. Muhafazakârlığı, sistemli bir düşünce olarak ilk savunan kişi, İngiliz filozof Edmund Burke olmuştur. Burke, Fransız Devrimi zamanında yaşamış, devrime karşıt bir düşünürdü. O sırada İngiliz devlet adamları arasında Fransız Devrimi'nin İngiltere'ye yayılacağı endişesi yaygındı. Burke, devrimsel mücadeleye karşı, sistemli bir ideoloji oluşturarak, fikirsel alanda Fransız Devrimi'ne karşı bir mücadele başlattı.

Muhafazakârlık, İngiltere ve ABD gibi sanayileşmiş demokratik toplumlarda yayıldığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu, Çin İmparatorluğu gibi gelenekçi ülkelerde de siyasi iktidarları etkiledi. Yaşadığımız toplumda sağcılık ve muhafazakârlık İslami algı haline dönüştürüldü. Bir kısım Müslümanlar da kendilerini bu çerçevede tanımladı.

Muhafazakârlık, sahiplenmesi gereken toplumda dinin yaşama dönüşmesine saygı duyan düşünce haline dönüştü. Özellikle milliyetçi-muhafazakâr söyleme sahip çıkanlar, zaman içinde kendi tebaalarını bu düşünce içinde şekillendirerek reaksiyoner olmayı değerleri korumak olarak algıladılar.

Maalesef yaşadığımız coğrafyanın kahır ekseriyeti kendisini sağcı olarak tanımlamayı  özellikle benimserken, bazı dini kavramların içini boşaltarak kendi söylemlerini meşrulaştırmak adına milliyetçi söylem ile ulusalcı bir çizgiyi sahiplenme ve onu koruma güdüsünü oluşturdu. Halkı Müslüman olan batı toplumlarında, sağcı olmak, muhafazakâr olmak, solcu olmaya yeğlendi; çünkü solculuk İslam karşıtlığı idi sağcılık ise İslam'a daha ılımlı yaklaşıyordu.

CHP'nin tek partili baskıcı, istibdat döneminde Demokrat Parti geleneği, bu söylemi daha fazla öne çıkardı. Hatta zaman içinde bir dönemin azılı solcuları bile, Komünist  tehlikeye karşı sağcıları ve dini kullanma alanını tercih ettiler, ne de olsa reel politik gözetilmeliydi. Tıpkı bugün olduğu gibi!

Doğu toplumları, sosyalizm düşüncesi ve Baascı rejimleri kerhen de olsa desteklerken, Batı toplumunda (Türkiye'de) ise sağcılık, Osmanlıcılık, milliyetçilik, muhafazakârlık adı altında daha kuşatıcı bir algıya dönüştürüldü, sorgu yeteneğinden mahrum bu topluma karşı.

Devran yine farklı şekil almaya başladı. Bu sefer Türkiye'de, solculuğun sağcılığa göre tercih edilmesi gerektiği, solun İslam'a daha yakın olduğu, hatta İslam'ın sol söylemle eşdeğer olduğu teraneleri oluşturuldu bazıları tarafından.

1 Mayıs kutlamalarında solculardan daha ateşli olan bazı Müslümanlar tarafından ekmek ve emek adına artık kulvar solculardan alınmasa da ortak değerlerde buluşulmalıydı söylemi ortaya çıkarıldı.

Mevcut hükümet Türkiye'de geçmişte İslami çalışma yapanları, toplum değişimini İslami değerlerle şekillendirme iddiası taşıyanları, sağcılık adına, devletin bekası adına, istediğinizi yapın; ama sistemle çatışmayın pazarlığı adına merkeze, sağcı, muhafazakârı bir çizgiye çekmede bir hayli başarılı olmuştur.

Solculuk daha çok Alevilerde ve Kürtlerde öne çıkan bir tercih olurken sağcılık ise Türklerde öne çıkan, nerede ise varlık sebebini oluşturan bir değer haline dönüşmüştür. Sağcılar da, solcular da ataları ile övünme duygusunu öne çıkarırlar. İşin garibi iki ideoloji de İslam'ın değerlerini yeri geldikçe kullanmaktan imtina etmezler. Yaşadığımız toplumda en fazla tebaası olan İslamcılık iddiası taşıyan topluluğun kökenlerine baktığımızda kraldan çok kralcı kesilenler olduğunu görürüz. Kemalist rejimin tıkanan damarlarını açanların, artık toplumda değer haline dönüştüğü, devletçi politikaların benimsendiği kaçınılmaz hale dönmüştür.

Müslüman kimlik kendisini dönemsel, pragmatist gündemler ile tanımlamaz. Reel politiğe düşüncelerini, değerlerini kurban etmez, varlığını, muhatabının şekline göre değil, Allah'ın koyduğu tanımlamaları mutlak kabul eder. Sağcılık ve solculuk söylemine taraf olmaktan ziyade beşeri her türlü ideolojilerden arınarak kimliğini, şahsiyetini, tavrını Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın koyduğu ilkeler içinde tanımlar. Eziklik psikolojisi Müslümanı zillete düşürmeye devam edecektir Müslüman izzetli şahsiyettir.

Bahçenize giren komşunun tavuğuna kışt demekle çok şey kaybetmezsiniz; ama bahçenizi değiştirip ısırgan ve zakkum otlarını yemiş haline dönüştürmüş iseniz tavukları kovmanızda bir anlam ifade etmez. Müslüman etkilenen değil, etkileyen olma özelliğini öne çıkaran olmalıdır.

Fussilet Sûresi 33: Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?

 

Konferans çay ve poğaça ikramı ile son buldu.

Bu içerik 2154 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem