Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   ALTERNATİF EĞİTİM KONFERANSLARI  >  2015
 
Şeyho DUMAN: İnsanlığın kurtuluş yolu Asr suresi gereğince amel etmektir.
Tarih: 12/10/2015
   


İLKAV’ın onbeş yılı aşkındır sürdürdüğü alternatif eğitim konferanslarının, 2015-2016 yılı başlangıcı Şeyho DUMAN hocanın sunmuş olduğu “Asr Suresi Bağlamında İnsanlığın Kurtuluş Yolu” konulu konferansı ile yapıldı. Kur’an ve mealini Kenan DOĞAN kardeşimizin okuması ile başlayan konferansta Şeyho DUMAN Asr suresinin Kur’an mesajının bir özeti mahiyetinde olduğunu, insanın zaaflarla malul bir yaratılmış olarak, sahibi olan Rabbinin terbiyesine ve vahyine muhtaç olduğunu, Peygamberlerin bu örnekliği en kamil biçimde yerine getirdiğini ifade etti.

İlkav’ın onbeş yılı aşkındır sürdürdüğü alternatif eğitim konferanslarının, 2015-2016 yılı başlangıcı Şeyho DUMAN hocanın sunmuş olduğu “Asr Suresi Bağlamında İnsanlığın Kurtuluş Yolu” konulu konferansı ile yapıldı. Kur’an ve mealini Kenan DOĞAN kardeşimizin okuması ile başlayan konferansta Şeyho DUMAN Asr suresinin Kur’an mesajının bir özeti mahiyetinde olduğunu, insanın zaaflarla malul bir yaratılmış olarak, sahibi olan Rabbinin terbiyesine ve vahyine muhtaç olduğunu, Peygamberlerin bu örnekliği en kamil biçimde yerine getirdiğini ifade etti. Konferansın özeti aşağıda verilmiştir.

Asr Suresi Bağlamında İnsanlığın Kurtuluş Yolu

Konumuz Mekke’de indirilmiş olan üç ayetlik Asr Suresi’dir. Rabbimizin mesajlarının bütünü Kur’an-ı Kerim’dir. Rabbimizin bizden istediği kendimizi ve neslimizi fesada uğratmadan ahirete göçmektir. Bizler ahirete göçünceye kadar O’nun bu isteğine uygun olarak hayatımızı sürdürmekle mükellefiz.

Rabbimiz Ahzab Suresi 72. ayetinde şöyle buyurur:
“Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. İnsan gerçekten bu emanetin hakkını gözetmediğinden çok zalim ve çok cahildir.”
Kur’an, baştan sona insanı tarif eder. Tabir yerindeyse melekler bile bu varlık hakkında şaşırdılar. Bizler ise kendimizi tanımıyoruz. Kur’an bize kendimizi tanıtıyor.
İnsan, beşer özelliğiyle Rabbimiz tarafından dile getirilir. İnsanın birçok sıfatı vardır. Bazen umutsuzluğa düşer bazen de acelecidir. Kur’an, “İnsan hayrı istediği gibi farkında olmadan şerri de ister” buyurur. İnsan nankördür. İnsanı kendini sıkıntıdan kurtaran Allah’ın yardımını hemen unutuverir. İnsanın mala karşı zaaflarından dolayı ihtiyaç sahiplerine infakta bulunmaz. Cimridir, mala karşı düşkünlüğü malumdur. İnsan kendini yeterli görür. Allah, onun bu durumunu çok iyi bildiği için ikaz eder. İnsanın kendisini yeterli görmesinin tuğyanına neden olacağını ve azacağını söyler. “Sen Bana muhtaçsın çünkü seni yaratan, rızıklandıran, yaşatan, hayatını tanzim eden, öldüren, tekrar dirilten ve hesaba çekecek olan Benim. Sen, her şeyinle Bana muhtaçsın” der.

Muhataplık sorumluluğu da berberinde getirir.

“Bir zamanlar Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife kılacağım’ demişti.” Bakara: 30.ayeti Allah’ın insana değer verdiğinin ifadesidir. Sorumluluk aynı zamanda değeri de beraberinde getirir.
İnsan birçok güzel özelliklere sahiptir. O, bunun azını ortaya koymaktadır. Veya bu güzel özelliklerini koruyamamaktadır. Kur’an, insanın güzelliklerinin tamamını ortaya koyması için ona yol gösterir. Böylece kendisi de oluşturmuş olduğu toplumu da mutlu olabilsin.
İnsan çok önemli bir varlıktır. Nereden biliyoruz? Allah, ona vahiy gönderiyor, içlerinden peygamber gönderiyor ve insanı muhatab alıyor. Kendinizi kirletmeyin, temiz olarak yaratıldınız bu temizliğinizi ölünceye kadar korumalısınız diyor.


Vahiy insanları kardeş yapar. Vahyi çekip alınca hepiniz birbirinize düşman olursunuz. Menfaatleriniz, heva ve hevesleriniz devreye girer. Herkes kendine göre bir hayat tarzı ortaya koyar. Bu da sizleri parça parça eder. Böyle olmayasınız diye hepinizin Allah’ın yarattığı bir kul olarak onun vahyine tabi olmanız gerekir. (bkz. Al-i İmran: 103)
Asr Suresi, Kur’an’ın veciz bir şekilde özetidir. Önemli olan bu kısa surenin farkına varıp ona göre yaşamaktır. Bu sure ashabın kendilerine düstur edindikleri bir suredir. Ashab bir araya geldiklerinde ve ayrılırlarken de bu sureyi okurlardı. Bundan amaç da; “görevlerini unutma, hayatını bu ilkelere göre yaşamayı unutma!” tarzında bir uyarı idi.
1-“Asr’a andolsun ki…”
Bu surede asr’a yemin edilmesi, insanın hüsranda olduğuna ve bu hüsrandan surede ifade edilen dört özelliği taşıyan kimselerin kurtulacağına dikkat çekmek içindir. Bu yemin, Rabbimizin daha sonra söyleyeceklerine dikkat çekmek için kullandığı bir yöntemdir. Önceden bir ikaz bir uyarı olarak anlamalıyız. Yoksa Rabbimizin yemini bizim kendi aramızdaki yemin manasında değildir.
Asr kelimesi ile ilgili olarak Rasul (A.S)’den nakledilen rivayetler bize intikal etmiştir. Bunlara göre; zaman, ikindi namazı, yüz yıldan oluşan zaman dilimi ve peygamberlik asrı. Konuya dair sıralanan bu anlamlar üzerinde detaylı bilgiler verebiliriz. Ancak burada hepsinin içeriği mahiyetinde zaman konusunu daha çok gündemde tutmak durumundayız. Surede mutlak olarak zaman yemin edilmiştir. O halde burada iki tip zaman kastedilmiştir. Yani geçmiş zamana yemin edilmesinin anlamı, insanlık tarihinin, surede adı geçen dört özellikten uzak olan kişilerin hüsrana uğradıklarına şahid olmasıdır. Geçmekte olan zamana edilen yemini anlamak için geçmekte olan zamanın her bir insana, her bir topluma bu dünyada çalışmak için fırsat verildiği zaman olduğunu bilmek gerekir. Buradan, asıl sermayemizin çok hızlı geçen zaman olduğunu anlayabiliriz. Fahreddin Razi, bir şahsın kavlini naklederek, “ben bu sözden sonra Asr Suresi’nin manasını anladım” demiştir. Razi şöyle devam eder: “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu: ‘Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin.’ O’nun bu sözünü duyunca, bu söz Asr Suresi’nin anlamıdır’ dedim. İnsana verilen ömür, bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa, insanın hüsranına neden olur.” Onun için geçen zamana yemin edilmesinin anlamı; hızla geçen zamanın, söz konusu dört özellikten yoksun insanın dünyada ne işle meşgul olursa olsun hayatını harcadığına ve hüsranda olduğuna şehadet etmesidir. Karlı çıkanlar, ancak bu söz konusu dört özelliği taşıyanlar ve bu dünyada ona göre davrananlar olacaktır.
2-“Şüphesiz insan hüsran içindedir.”
Neden böyle bir cümle ifade edildi? İkaz için.
İnsanın yaratılışına dair Kur’an’da birçok ayet vardır. Bütün konuya yönelik ayetlerin ortak yönü Allah’ın her şeye gücünün yettiğini anlatan ifadelerdir.
Kur’an’da insan kelimesi 64 yerde geçer. İnsan kelimesinin asıl taşıdığı ana anlam akıl nimetiyle mücehhez kılınmış olmasını ifade eder. Beşer ise daha çok canlılığı ile ilgilidir. İnsanın Kur’an’da birçok sıfatı zikredilir. Bu açıklamalarda insanın tarifini görürüz. Bunlarla şu ifade edilir: “Sen, Benim eserimsin. Bütün üstün özelliklerini ben verdim. Bunlardan dolayı kendini müstağni görme! Bana karşı tuğyan edip yeryüzünü fesada verme! Sen, Bana muhtaçsın. Çünkü nasıl seni mükemmel şekilde yarattım ise senin hayatını tanzim etme konusunda da mükemmel kural ve kaideleri yalnız Ben koyarım. Bu kural ve kaidelere göre hayatını tanzim edersen dünyada da ahirette de mutlu olursun.”
Ayette “insan” kelimesi tek olarak kullanılmıştır. Ama sonraki cümlede, insanlar arasında bu dört özelliği taşıyanlar istisna edilmiştir. O’nun için burada “insan” kelimesinin cins isim olarak kullanıldığını kabul etmek gerekir. Bu durumda “insan” kelimesinin kapsamına, şahıslar, topluluklar, milletler ve bütün insanoğlu girer. Yani surede zikredilen dört sıfattan yoksun olanlar, kim ya da kimler olursa olsunlar hüsrandadırlar. Bu her şartta geçerlidir. Şahıs, millet ve insanoğlu için de hüküm aynıdır. Eğer toplumlar küfür üzere ve kötü işler içinde bulunuyorlarsa, birbirlerini batıla teşvik ediyorlar ve nefislerine tapmayı telkin etme üzerinde birleşiyorlarsa, bunlar da hüsran içindedirler.
Husr kelimesinin Kur’an’da kullanımı “kar”ın zıttıdır. Ticarette bu kelime genel olarak bir işte zarar etmeyi veya iş hayatında sürekli zarar etmeyi ifade etmek için kullanılmıştır. İnsan bütün işlerinde zarar etmiş ve bütün sermayesini de kaybetmişse, bu kelime iflas hali için de kullanılır. Kur’an-ı Kerim husr kelimesini özel bir ıstılah olarak, felah kelimesinin zıttı olarak da kullanmıştır. İslam’ın felah düşüncesinin sadece dünyevi refahı değil, insanın gerçek dünyası olan ahireti de kapsaması gibi; husr düşüncesi de sadece dünyevi başarısızlığı değil, aynı zamanda ahiretteki başarısızlığı da kapsar.
Şimdi de kurtuluşa ermenin yani felaha ermenin kendilerine bağlı olduğu dört özelliğe bakalım.
3- Kurtuluşun kendisine bağlı olduğu 1. şart: “Ancak iman edip…”
Hüsrandan kurtuluşun ilk şartı imandır. İman daha çok gaybe yönelik bir olgudur. Bu kelimenin asıl manası; samimi bir kalp ile inanmak ve yakine ulaşmaktır. Arapça kullanımda da aynı anlamdadır. Lügatte “amene lehu”nun manası, “saddeka ve i’temede aleyhi” (tasdik etti ve itimat etti)dir. Kur’an gerçek imanın ne olduğuna dair şöyle der:

“Mü’minler onlardır ki Allah’a ve Rasulü’ne inandılar, sonra şüphe etmediler.”(Hucurat: 15)
Nelere iman edilmesi Kur’an’da açıkça bildirilmiştir.

İman etmekten muradın birincisi, Allah’a iman etmektir.Ancak sadece varlığına değil, aynı zamanda tek ilah olduğuna, ortağı olmadığına, insanların ibadet ve itaat edeceği yegane zat olduğuna, dua ve tevekkül edilecek varlığın ancak O olduğuna, ancak O’nun emirlerine uyulup ve ancak O’nun yasaklarından kaçınılacağına, O’nun farzlarının yerine getirilip O’nun men ettiklerinden uzak durulacağına, her şeyi duyan ve görenin ancak O olduğuna, insanların gizli niyetlerini de bildiğine inanmaktır.
İkincisi; Rasulullah’a inanmaktır. O’nun Allah tarafından tayin edilmiş yol gösterici olduğuna, getirdiği talimatın Allah tarafından ve Hakk olduğuna, ona itaat etmenin zorunlu olduğuna inanmaktır.
Üçüncüsü; ahirete inamaktır. İnsanın bu dünya hayatı ilk ve son değildir. İnsan ölümden sonra tekrar diriltilecektir. Bu dünyada işlediği amellerin hesabını Allah’a verecek ve bunun sonunda Salih olanlar mükafaatlandırılacak, kötü olanlar cezaya çarptırılacaklardır.
Bu şekildeki iman, üzerine temiz hayattan bir bina inşa edilebilecek ahlak, yaşayış ve karakter için sağlam bir temel teşkil eder. Yoksa, insanın hayatı ne kadar parlak gözükse de, eğer imanı yoksa, onun durumu dalgaların amansız olarak sağa sola sürüklediği ve hiçbir yerde karar kılamayan çapasız bir gemiye benzer.
Kurtuluşun kendisine bağlı olduğu 2. şart: “Salih amellerde bulunanlar…”
Salih; güzel olan, olması güzel olan demektir. Yaratılış özelliklerini bozulmadan koruyan ve böylece kirlenmeden hayatı sona erenler.
İnsanın hüsrandan kurtulması için gerekli olan, imandan sonraki ikinci özellik salih ameldir. Salih kelimesinin anlamı bütün iyiliği kapsar. Küçük ve büyük iyilik de buna dahildir. Ama Kur’an’a göre, iman kökü olmayan hiçbir amel salih amel sayılmaz. Herhangi bir amel Allah ve Rasulü’nün bildirdiği hidayete uygun işlense de, iman olmaksızın salih amel sayılmaz. Onun için Kur’an’da nerede salih amelden söz edilmişse, orada iman da zikredilmiş ve salih amel imandan sonra anılmıştır. Kur’an’da hiçbir yerde imansız amel zikredilmemiştir. Aynı zamanda hiçbir yerde, iyi bile olsa imansız bir amele mükafat ümidi verilmemiştir. Diğer taraftan, faydalı ve muteber imanın, amel ile isbat edilmiş iman olduğu belirtilmiştir. Yoksa, salih amel olmadan yürütülen bir iman davasını insan kendi kendine reddetmiş olur.
Kurtuluşun kendisine bağlı olduğu 3. şart: “Birbirlerine hakkı tavsiye edenler…”
Hakk kelimesi batıl’ın zıddıdır. Genellikle bu, iki manada kullanılır.
Birincisi; doğruya, adalete uygun ve gerçek sözdür. İster akidevi iman ile ilgili olsun, ister dünyevi meseleler hakkında olsun aynıdır.
İkincisi; insanın yerine getirmesi vacib olan haktır. O, Allah’ın hakkı, insanların hakkı ve nefsinin hakkı olabilir.
Hak kelimeyi tavsiye etmenin anlamı, ehl-i imandan müteşekkil toplumun, hakka karşı batılın yayılmasına seyirci kalmayacak kadar duyarlı olmasıdır. Bu gibi toplumlarda, ne zaman ve nerede batıl baş kaldırsa, hak kelimesini söyleyenler seslerini yükseltmelidirler. Toplumda her fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Bir toplumu ahlaki düşüşten korumak, ancak bu şekilde mümkün olur. Eğer toplumda bu ruh yoksa, toplum hüsrandan kurtulamaz.
Kurtuluşun kendisine bağlı olduğu 4. şart: “birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”
Hakk kelimeyi tavsiyenin yanı sıra, ehl-i iman ve onların toplumunun hüsrandan kurtulabilmesi için toplum üyelerinin birbirine sabrı telkin etmesi de şart koşulmuştur. Yani hakkın ve onu himaye etmenin uğrunda karşılaştıkları bütün zorluk, musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetler karşısında birbirlerine sebat göstermeyi telkin etmelidirler. Her fert, bu şartlara karşı sebat göstermesi için diğerine cesaret vermelidir.
“Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 153)
Konu ettiğimiz bu surede belirtilenlere riayet ettiğimizde Kur’an’ın bizden istediklerini yerine getirmiş oluruz. Bu da felah yani dünyada da ahirette de kurtuluş demektir.”

Konferans geleneksel çay ve poğaça ikramı ile son buldu.

Bu içerik 1544 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem