Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   BASIN AÇIKLAMALARI  >  2015
 
ZARURİ BİR AÇIKLAMA
Tarih: 11/02/2015
   


Bir süre öncesine kadar "www.islahhaber.com" adresinden yayınlanan, şimdi ise "www.yonelishaber.com" adresinden yayınını sürdüren internet sitesinde İLKAV olarak düzenlediğimiz "Yaratılan ve Emredilen: Evren, Fıtrat ve İnsan" konulu konferansın haberi yayınlanmış ve bu haberin altına site yazarı Mustafa Yılmaz tarafından aşağıdaki haksızlık ve iftira dolu yorum yazılmış ve editör tarafından hemen onaylanarak yaklaşık iki haftayı aşkın bir zaman süresince yayında tutulmuştur: Devamı.....

Bir süre öncesine kadar "www.islahhaber.com" adresinden yayınlanan, şimdi ise "www.yonelishaber.com" adresinden yayınını sürdüren internet sitesinde İLKAV olarak düzenlediğimiz "Yaratılan ve Emredilen: Evren, Fıtrat ve İnsan" konulu konferansın haberi yayınlanmış ve bu haberin altına site yazarı Mustafa Yılmaz tarafından aşağıdaki haksızlık ve iftira dolu yorum yazılmış ve editör tarafından hemen onaylanarak yaklaşık iki haftayı aşkın bir zaman süresince yayında tutulmuştur:
 
"Mustafa Yılmaz / 09 Ocak 2015 Cuma 16:25 
Tuhaf Şeyler 
Mehmet Pamak Bey söylemek istediklerini işaret diliyle söylemiş. Bahsettiği bildirilere imza atanlar açıkladığı ve gerekçelendirdiği vasatta şirk işlemiş ve müşrik olmuşturlar. Sayın Pamak bunları ima yoluyla söylüyor. Açıkça kimlerin müşrik olduğunu ilan etse daha iyi olurdu. Ben bu zihni alt yapıyı katı doktriner ve literalist buluyorum. Siyasetin kirlerini, Müslümanların kuşatılmışlığını ifade edebiliriz, reel siyasetin imkanlarının Müslümanlar için şuan uygun olmadığını ifade edebiliriz ancak böyle tekfir mantığıyla açıklama yapmak herhalde bir derde deva olmuyor.
 
"Hakimiyet Allah'ındır" sloganının yerine "Hakimiyet Ümmetindir" ilkesizliğinin yeni üretildiği gibi bir iddia ise gerçeklikten yoksundur. Bunu bir asır önce Muhammed Abduh devlet siyasetle ilgili görüşlerini açıklarken yazmıştır. Hakimiyet Allah'ındır ilkesinin anlamı Allah inip sizin işlerinizi idare edecek değildir. 
 
Elbette ki hüküm kaynağı olarak Allah'a aittir ancak bu hükmü tesis edecekler ümmettir. Bunu konu ile ilgili özellikle Türkiyeli bazı Müslümanları ve özelde bazı rivayetçi selefi yaklaşımları biliyoruz. 
 
Muhammed Ammara'nın Laiklik ve Fanatizm Arasında İslam Devleti kitabının ilk kısımlarında Abduh'un meseleyle ilgili görüşleri işlenmektedir. İlgililer bakabilir.
Yalnız daha da vahimi bu kafa yapısı Tunuslu, Mısırlı, Libyalı Müslümanların mücadelesini de demokrasi, seçim, meclis araçları üzerinden mahkum eder cinstendir. Onlar da bu zihni algılayışın doğal sonucu olarak şirke bulaşmaktadırlar. 
 
Bu zihniyetin Müslümanlara toplumun dönüşümü için ne gibi bir yol önerdikleri, nasıl bir mücadele usulünü benimsemek gerektiği konularında ise tam bir sessizlik içindeler.
Sessiz sedasız bekleyip sonra arada bir çıkıp böyle son derece radikal çıkışların ne gibi bir kazanım sağladığı hususları ise bu söyleme kulak verenler için herhalde tatmin edici bir muhteva taşıyor olsa gerek.
 
Hasılı kelam ne bu dilin ne işe yaradığının izahı mümkündür ne de Islah Haber'in 6 ayda bir Mehmet Pamak Bey'in bu meyandaki çıkışlarını servis etmenin izahı mümkündür.
Cesaretleri olan varsa kendilerinden eminseler çıksınlar AK Parti mecliste bu insanların şirke bulaştıklarını, Davutoğlu'nun müşrik olduğunu söylesinler. Çalıyı dolanmanın milletin kafasına tavşan ekmenin alemi yoktur.
 
Ben mevcut siyasal ortamın Siyasi Partileri araç olarak kullanmaya müsait olmadığını, siyaset zemininin kirli olduğunu, ancak bu konuda kendince bir alan içerisinde ön açmaya çalışan özgürlük ortamının oluşmasına katkıda bulunan çabaları da önemsiyorum.
Asla bunları da şirkle, küfürle itham etmeyi doğru bulmuyorum.
 
Yanlışsam benim kabusum, doğruysam bizim hezimetimiz.
Böyle teorik taslakların, Nebevi Mücadele metodlarının bir anlamı olduğunu düşünmüyorum."
 
İşte bu haksızlık, iftira ve adaletsizlik içerikli yoruma aynı alanda yorum yazarak verilen cevaplar onaylanmamış, bilahare "Zaruri Bir Açıklama" başlığıyla site sahiplerine (yönetimine) gönderdiğimiz aşağıdaki açıklamamız da ısrarla yayınlanmak istenmemiştir. Hatta defalarca, ya bu açıklamayı yayınlayın, ya da siz haksızlığı kınayan ve helallik dileyen bir açıklama yaparak adaleti sağlayın içerikli hatırlatmalarımıza rağmen adaleti tesis edici bir "ıslah" çabası "ıslahhaber" sitesince gösterilmemiştir. Bu sebeple, söz konusu yazarın iftiralarının cevapsız kalarak, bilmeyen zihinlerde haklıymış gibi algılanmaması için bu süreci anlatan "Zaruri Açıklamamızı" biz yayınlamak zorunda kalmış bulunuyoruz. 
 
Müslümanlarda çok yaygın olan önemli bir hastalık olan "bilgilenip de bilginin ahlakını kuşanmamak"tan kaynaklanan büyük zaafın "ıslah" edildiği ve böylece Müslümanlar arasında adil ve ahlaklı örneklerin çoğaldığı günlere bir an önce ulaşma duasıyla, yayınlanmayan açıklamamızı ilginize sunuyor, takdiri okuyucuya bırakıyoruz.
                                                                                                                           İLKAV    
             
                                                                   
İşte yayınlanmayan "Zaruri Bir Açıklama" yazımız:
 
Muhterem www.islahhaber.com sitesi yönetimine                                                 
 
Selamün aleykum değerli kardeşlerimiz,
  
İLKAV'ın düzenlediği, Mehmet Pamak tarafından verilen "Yaratılan ve Emredilen: Evren, Fıtrat ve İnsan" başlıklı konferansın sitenizde "Mutlak Egemenlik Allah'ındır" başlığı adı altında yayınlanan haberinin altına yorum yazan Mustafa Yılmaz'ın haksız ve iftira dolu yorumu üzerine yaşanan gelişmeler şöyledir:
 
Söz konusu yorum sebebiyle İLKAV'dan Ali kardeşimizin adıyla yazdığımız ve aşağıya alıntıladığımız ilk açıklamamız yorum bölümüne girilmiş, ancak onaylanmamıştır. Bunun üzerine "neden onaylamıyorsunuz?" içerikli yeni bir yorumla bir daha hatırlatılmasına rağmen yine onaylanmamıştır. Bülent isimli bir başka yorumcunun da yorumunun onaylanmadığını, editörün notu üzerine öğrenmiş bulunuyoruz. Anlaşılan o ki, Mustafa Yılmaz'ın karşısına eli kolu bağlı birisi konmuş ve serbestçe vurmasının ve her türlü iftirayı rahatça yapmasının önü açık tutulmuştur. Bu sebeple vurulan kimsenin kendisini savunmasına ya da bir başkasının bu haksızlığa karşı çıkmasına da fırsat verilmemiştir. 
 
Bülent beyin yorumunun onaylanmamasının gerekçesi olarak ifade edilenler sebebiyle yine Ali kardeşimizin ismiyle yeni bir yorum yazarak aşağıdaki ikinci açıklamayı yaptık, o da onaylanmadı. Sonuçta, bu açıklamalarımızı, "zaruri bir açıklama" başlığıyla Müslüman kamu oyunun dikkatine sunmak zorunda bırakıldık. Bu açıklamamızın öncelikle sizin sitenizde yayınlanması adaletin gereğidir. Site editörü haklarımızı ihlal suretiyle adaletsizlik yapmış olsa da, yönetiminizin adaleti sağlayacağına inanıyoruz. 
 
 
 
 
Onaylanmayan birinci açıklamamız:
 
"Mustafa beyin bütün tereddütlerine ve iftiralarına cevap veren açıklamalar videoda olduğu halde, izlemeden zanna dayanarak yorum yazmak ve bu kadar açık haksızlıkta bulunmak İslam ahlakıyla bağdaşmamıştır. Sonuçta Mehmet abinin ifade etmediklerini ona nispet ederek iftirada bulunmuştur. 
 
1 - Ortak bildirilere imza atanları "müşrik"likle nitelendirmediği ve tam tersine tevhidi konumunu koruyarak bir takım maslahatlar umarak ve te'vil ederek bu tür eğilimlere girenlerin "yanlış yapan kardeşlerimiz" olduğunu sürekli vurguladığı halde, Mustafa bey, bu Müslümanlara "müşrik" dediği iftirasını atmaktan çekinmemiştir.
 
2 - "Hüküm ve hakimiyet Allah'ındır" yerine "ümmetindir" diyenleri bugünle sınırlandırmadığı ve ancak son dönemde bu söylemin günümüz tevhidi kesimi arasında da alan bulduğu ifade edildiği halde, Mustafa bey son derece kibirli bir bilgiçlik taslamıştır. Kendince daha önce de bu hususun gündeme gelmiş olduğunu ifade edip, normalleştirmeye çalışmış, videoyu da izleme zahmetine katlanmadığı için konferansta yapılan bu konudaki geniş açıklamaları görmezden gelmiş ve bu ilkesiz yaklaşıma meşruiyet kazandıracak konuma düşmüştür. Konferansta ifade edilenler ise şunlardır:
 
"Allah insanların arasına inerek hâkimiyet icra edecek değildir… madem uygulamayı halk yapmaktadır, o halde hakimiyet halkındır” söylemine karşı konferansta şunlar ifade edilmiştir: 
 
"Allah’ın evrendeki “kozmik hakimiyeti” de aynıdır ve Allah evrendeki işleyişi de bizzat yapıyor olmamakla beraber, bütün varlıklar onun koyduğu yasalara uygun davrandıkları için “kozmik hakimiyet Allah’ındır” denilmektedir. Buradaki tek fark, evrendeki hakimiyet itirazsız gerçekleşirken, insan hayatındaki Allah’ın hakimiyetini uygulamaya yansıtmak, imtihan sebebiyle verilen yeteneklerle insanın serbest iradesine bırakılmıştır. Kevni alandaki “kozmik hakimiyet Allah’ındır” derken, Allah bizzat rüzgar, yağmur, bitki vb yerine doğrudan kendisi mi onların fonksiyonlarını görüyor da, buradaki hakimiyeti Allah’a tahsis etmekte sorun yaşanmıyor. Burada Allah kevni yasalarını vazetmiş, bütün varlıklar da, O’nu hamd ile tespih edip secde ve itaat halinde bulunmalarıyla, yani bu ilahi yasalara akıl, irade ve tercih özgürlüğü verilmediği için isteyerek de, istemeyerek de olsa itaat etmeleriyle, Allah’ın hükümleri evrendeki işleyişin dayanağı olduğu için, hakimiyet ya da hüküm Allah’ındır ifadesi kullanılmaktadır.
 
Emr mutlak ve nihai anlamda Allah'ındır, ama Allah'a itaat edip hududullah içinde kalan mümin emir sahipleri de ikincil derecede emr yetkisine sahip olabilirler. İhtilaf vukuunda ise, o konuda Hakk'a, doğru hükme ulaşmak için, konu nihai ve mutlak emr ve hüküm sahibi Allah'a ve ilahi emri insanlara açıklayıp ilk şahidliğini yapan Resulullah'ın (s) sünnetine arz edilecektir. Allah ve Resulü bir işte hüküm vermişse mümin kadın ve erkeklerin farklı bir tercih özgürlükleri yoktur. O halde nihai anlamda emr de hüküm de Allah'a aittir.
 
Bazıları Seyyit Kutup ve Mevdudi gibi alimlerin İslam toplumlarında hâkimiyetini sürdüren siyasi rejimlerini, yönetimlerini ve onların hevaya dayalı laik sistemlerini "küfür ve iman" ölçüsü ile değerlendirip, "Allah'ın hükmüyle hükmetmemeleri" sebebiyle onları "küfür" sistem ve yönetimleri olarak nitelendirmelerini eleştirmektedirler. Kendi hevasına göre, siyaset alanının akıde dışında içtihadi bir alan olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. 
 
Eğer, İslami bir sistem kurulmuş ve Allah'ın indirdiğiyle hükmeden bu sistemde farklı İslami kadroların hududullah içinde kalan farklı siyasal, ekonomik, sosyal projelerini ümmete arz edip hükümet olmaya çalıştıkları İslami bir siyasal vasat söz konusu olsaydı, hududullah içinde kalan siyasi proje ve politika farklılıklarının içtihadi olduğunu söylemek mümkün olurdu. Ama şirke dayalı laik sistemde, farklı siyasi kadroların laik liberal demokratik çerçevede farklı politikalar ve projeler üretmeleri "içtihadi" tercihler olarak sunulamaz, daha zalim olanlarıyla görece özgürlükçü olanları dahil bunların hepsi akıdevi bir sapmayı temsil ederler.
 
Allah (c), Kur'an'ın bütünündeki birçok hükmünde ve tevhidi imanın gereği olarak, hayatın bireysel ve toplumsal tüm alanlarına sadece kendi hükümlerine göre çeki düzen verilmesini emretmektedir. Hayatı ve kitabı bölüp, parçalamamaya çağırmaktadır. Evrende ve fıtratta olduğu gibi insan hayatında da tek ilah olarak Allah'ın hükmetmesini, nihai anlamda hüküm vazeden ilahi emre uygun bir düzen kurulmasını istemektedir. Bireysel-toplumsal, kamusal-özel alan ayrımı yapmadan hayatın bütününe Kur'an'ın bütününü egemen kılmanın, yaratılış gayemiz olan yalnız kendisine kulluk ve ibadet etme sorumluluğumuzun en temel gereği olduğunu bildirmektedir".
 
3 - Başka bölgelerdeki Müslümanların seçim, meclis araçlarını kullanmaları sebebiyle "şirke bulaştıklarına" dair değil tek bir somut cümle, herhangi bir ima bile yok iken, ahlaki olmayan bir tutumla, bu konuda da açık iftirada bulunabilmiştir. 
 
4 – Mustafa bey gibiler, kibirli bir müstağnilik içinde kendilerinin dışındaki Müslümanların ne yaptıklarıyla ilgilenmedikleri için, Mehmet abi, on yıllardır, özellikle de son 3-4 yıldır daha fazla olmak üzere, Müslümanlar nasıl bir mücadele yöntemi takip edilmeli konusunda onlarca makale yazdığı, konferanslar verdiği, hatta ilk kitaplarından birisini doğrudan bu konuya tahsis ettiği halde (İslami Şahsiyet ve Toplumsal Değişim-Büruc Yayınları), utanmadan "nasıl bir mücadele usulünü benimsemek gerektiği konularında ise tam bir sessizlik içindeler" diyebilmiştir. (Özellikle son bir yıllık konferanslarını, Bursa, Konya, İstanbul Sanayi mahallesi ve Ümraniye, Ankara ve Almanya'da bu konuda verdiğini görmek isteyenler İLKAV sitesine bakmak zahmetine katlanmalıdırlar).
 
5 - Mustafa bey gibiler, aynı kibirli müstağniliğin sonucu olarak sadece kendi yazı yazdıkları ya da yandaş sitelere bakmakla yetindikleri için olsa gerek, İLKAV'ın taguti sistemin başkentinde yaklaşık 26 yıldır yaptığı ve halen dirayetle sürdürmeye çalıştığı İslami mücadelesini yok sayarak, "Sessiz sedasız bekleyip sonra arada bir çıkıp böyle son derece radikal çıkışlar" yapmakla suçlayacak kadar şaşkın, haksız ve saygısız nitelemelerde bulunabilmiştir.
 
6 - İslami ölçüler içinde kalan ve kendilerinden farklı fikir ve düşünceye sahip olanlara, hele de tevhidi istikamette ısrarlı olanlarına tahammülsüz ve saygısız olan bir anlayışla, Mehmet Pamak abinin bir konferansının "İslahhaber"de yayınlanmasını bile hazmedememiş, onun konferans haberlerini yayınlaması sebebiyle İslahhaber'i eleştirmiş, hakkı haykıran bu sesin kesilmesini isteyebilmiştir. Halbuki kendi ifadesiyle altı ayda bir yayınlanmasına bile tahammül edemediği bu tür konferanslar, bu kadar aralıklarla değil çok daha sık yapılmaktadır. Mustafa bey, bütün bu konferansların İslahhaber'de yer almadığına sevinmiş olmalıdır. Sadece son üç-dört ay içinde Mehmet Pamak abinin yaklaşık 8 konferansı gerçekleşmiş olup, hemen hepsi de Mustafa beyin kafasının almadığı anlaşılan konulara açıklık getirmeye yönelik bulunmaktadır. Keşke dinleme zahmetine katlanabilse.
 
7- İLKAV'ın ve temsilcilerinin, AKP ve laik mecliste vahyi değil hevayı esas alarak yasalar yapanların konumuna yaklaşımla ilgili son derece açık beyanları bulunmakla beraber, sadece aşağıda linki verilen bir konferansta ifade edilenlerin bir bölümünü merakınızı gidermek için buraya alıntılıyoruz. Var olduğu ve taassup halinde katılaştığı anlaşılan önyargılarınızdan soyutlanarak, samimi olarak anlamak amacıyla okuduğunuz takdirde inşallah siz de istifade edersiniz.
 
Konferansın başlığı: "Tevhidi uyanış süreci öncülerini Allah´a şikayet ediyorum"
http://www.ilkav.org/web/haber-736--tevhidi-uyanis-sureci-onculerini-allah-a-sikayet-ediyorum-.html
 
"Uzun süredir yaşanan AKP-Gülen çatışması ve seçim sürecinde İslami tevhidi uyanış süreci ciddi zaaflar yaşamış, davetin muhataplarına örneklik teşkil edecek, vahyin şahidliğini yapacak, kurtuluş istikametini gösterecek bir sorumluluk, dirayet ve iradesi ortaya koyamamıştır.
 
Seçim sonuçları bakımından, daha uzak tehlike olan Rum ordusu karşısında daha yakın tehlike olan Sasani ordusunun mağlup olmasına sahabinin sevinmesi misali, tam örtüşmese de, bizler de gerek Müslümanlar için gerekse davetimizin muhatabı halkımız için daha büyük ve daha şedit tehlike ve düşman olan TÜSİAD'çı işbirlikçi sermaye- CHP -MHP -Gülen ekibi, Emperyalist güçler ve darbecilerin ittifakının yenilmesine en fazla sevinebiliriz. Ama bu AKP'nin galibiyetinin İslam ve Müslümanlar için mutlak anlamda hayırlı olacağı zannıyla değil, daha zalim olan karşı tarafın mağlubiyeti sebebiyledir.
 
Bu sebeple, nasıl o gün Müslümanlar Sasanileri mağlup etmek için Rum ordusu saflarında yer almamış ya da her hangi bir destek verme çabası içine girmemişlerse, bizler de bugün, daha şedit düşmanları mağlub etmek için de olsa kendisi de laik ve kapitalist olan AKP saflarında yer alamayız ya da her hangi biçimde aktif destekçi bir konumda bulunamayız. Çünkü AKP'nin kazanmasının da, aynı zamanda ülke ve bölge Müslümanlarını laik demokratik kapitalist istikamette dönüştürme riski taşıdığını ve bunun için çaba sarf ettiğini ve maalesef tevhidi uyanış sürecinin de bu konuda çok zaaflı ve kırılgan olduğunu biliriz. Bu sebeple bizler AKP politikalarının bu tehlikelerine de dikkat çekmek, uyarılar yapmak ve tedbirler almakla mükellef bulunmaktayız.
 
Yine bazı kardeşlerimizin ifadesiyle Mümtehine suresi 8 ve 9. ayetlere göre tutum belirlesek de, birisinin görece daha barışçı, diğerinin ise bizimle dinimiz konusunda daha açık biçimde savaşan bir konumda olduğunu kabul etsek de, her iki tarafın da şirki, batıl olanı temsil ettiğinin bilincinde hareket etmeliyiz. Sonuçta, Allah'ın hükmüne mugayir hüküm ihdas edip onunla hükmetmek konumunun, laikliğin İslam ile bağdaştığı inancının, kapitalist piyasa ekonomisini esas almış kimselerin "ekonominin dini imanı olmadığı" inancının, sahibini En'am suresindeki "İman edip de imanına zulüm (şirk) giydirme (bulaştırma)" konumuna getirmiyorsa, buradan ilan ediyorum bütün ilim sahiplerine sesleniyorum, eğer bu konum "imanına şirk bulaştırma" sayılmayacak ve bu konumdakileri "EY İMAN EDENLER İMAN EDİN" ayetinin muhatabı kılmayacaksa, bana bu konuma denk gelen bir tek somut örnek gösterin.
 
Halkın kaderi üzerinde söz sahibi olması ve imtihan dünyasında kendisini özgürce gerçekleştirebilmesi ve bu anlamda iradesine konmak istenen ipoteklere rıza göstermemesini fıtri bir arayış olarak anlamlı buluruz. Bu bağlamda, tevhidi bilinçten yoksun ama kendisini İslam'a nispet eden kitlelerin bu daha zalim ittifaka değil de, zulümat içindeki gri tonlara doğru yönelmesini, fıtri bir özgürlük arayışı olarak nitelendirip, görece bir olumluluk olarak da değerlendiririz.
 
Son on yıldır ve en son da AKP-Gülen çatışması sürecinde tevhidi uyanış süreci gruplarının büyük çoğunluğu, aldıkları tutum bakımından iki uca savrulmuş bulunuyorlar;
 
1 - Birinci uç: AKP hükümetinin sistem içi değişim ve demokratikleşme politikalarıyla sağlanan görece özgürlükçü ortamı ve yıllarca özlemi duyulan kimi imkanlara kavuşulmuş olmasını, gasp edilmiş yüz birimlik haklarımızdan 10 biriminin iade edilmiş olmasını abartılı biçimde değerlendirerek, kapıldıkları maddi ve manevi duygusallıkların etkisinde kalıp AKP politikalarına eklemlenen ve o politikaların savunuculuğunu yaparak aktif destekçi konumunu içselleştirenler;
 
Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor;
a) İlki AKP ile tam anlamıyla bütünleşip demokrasiyi içselleştirenler ve AKP'ye taban ve kadro olanlar,
b) Diğeri ise, bahsettiğimiz duygusallıkla, alternatifinin daha zalim olduğunu ifade ederek, kimi maslahatlar adına aktif destekçi konumuna gelip dolaylı eklemlenenler, ancak bunlar da giderek bu yanlış tercihin etkisi altında kirlenmekte, başka çare olmadığı kanaatine ulaşmakta, yaptıklarını meşru gösterebilme kompleksiyle İslami deliller bulma çabası göstererek zihinsel bir dönüşüm de yaşamaktadırlar ve bu yaptıklarını zamanla kanıksayarak daha ileri derecede savrulmalara sürüklenmektedirler,
 
2 - İkinci uç ise: Konumlarını ve düşüncelerini ölçüsüz bir AKP karşıtlığı üzerine oturtup, sırf bu yüzden İslam'ın ve Müslümanların en azılı düşmanlarıyla, liberal, sol çevrelerle ilkesiz biçimde AKP karşıtlığı üzerinden ittifak kuranlar. (Bu tutum Gezi olayları ve 17 Aralık sonrası süreçte daha bariz biçimde ortaya çıkmış bulunuyor).
 
3 - Vasatta durup adil şahidlik yapanlar: Bu konumda çaba gösterenler çok azınlığı teşkil etmektedirler. İşte bu grupta yer alan bizler ise, elhamdülillah başından beri, Kur'an'ın belirlediği, Resulün önderliğindeki ilk Kur'an neslinin örnekliğini oluşturduğu çerçevede vasat bir çizgiyi sürdürmeye ve istikameti koruyarak adil şahidlik yapmaya hep özen gösterdik. Tevhidi ilkelerimizden ve İslami kimlik ve değerlerimizden taviz vermeyen özgün bir duruşu ortaya koymaya çaba sarf ettik.
 
- Daha zalim, işkenceci ve katil eski statükoya karşı açık bir mücadeleyi sürdürürken, yeni statükonun görece özgürlükçü ortamını, tevhidi bilinçten yoksun kitlelerin zulümatın koyu tonlarından kaçarken griliği aydınlık zannedip oraya yönelmesini de fıtri bir özgürlük arayışının sonucu olarak gördük. Halkın kaderi üzerinde söz sahibi olmasını engellemek amacıyla iradesine ipotek koymak isteyen Amerika'nın hem "eski bizim çocuklarının" hem de "yeni bizim çocuklarının" vesayetine karşı çıkışını görece olumluluk olarak değerlendirdik. Hatta AKP'nin bizim vakfımızı kapatmaya kalkıştığı süreçte bile, AKP'yi kapatarak halkın iradesine ipotek koymaya kalkanları protesto ettik.
 
- Halka örneklik teşkil etmesi, hal ve kal ile daveti taşıması gereken tevhidi kesimi ise, Nur'daki konumlarını ve istikametlerini korumaya çağırdık, bağımsız İslami kimlikli özgün ve kuşatıcı bir yapı oluşturmaya, görece olumluluğunu tespit ve teşvik etmekle beraber, sistem içi politikaya ve AKP'ye eklemlenmemeye, tam tersine hükümetin yanlışlarına, yolsuzluklarına, İslam'ı tahrif etme çabalarına, ülke ve bölge Müslümanlarını dönüştürme söylem ve eylemlerine de karşı çıkmaya çağırdık.
 
- Hükümete taraf olan bir yakınlaşmanın, onun tarafından yapılan bütün yanlışların faturasının İslam'a ve Müslümanlara kesilmesine vesile olacağı uyarısını yapıp, eklemlenmekten ve taraf olmaktan kaçınmaya çağırdık.
 
- Hükümetin ve Gülen grubunun içinde bulundukları batıl konumları ve adaletsizlikleri, yolsuzlukları ve sonuçta yıllarca birbirleriyle ilgili bu konulardaki tespitlerini abartarak ifşa etmeleri ve pisliklerini, kirli çamaşırlarını ortalığa saçmaları sonucunda bilmeyenler gözünde İslami alternatifin de kirlenip umut olmaktan çıkmaması için, bu iki tarafın da İslam'ı temsil etmediği, seküler, laik ve kapitalist oldukları gerçeğini ortaya koyarak, tek alternatifin İslam olduğu gerçeğini modelleştirip umut olarak insanlığa sunmaya çağırdık.
 
AKP- Gülen İktidarında ve Sonraki Çatışma Sürecinde 
Genel Olarak Müslümanlar İmtihanı Kaybettiler
 
Dershaneler tartışmasıyla başlayıp 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla sürdürülen AKP-Gülen çatışması sürecinde, birçok STK ya da Cemaat, grup, hiçbir ciddi eleştiri yöneltmeden, zulümatın hak-batıl karışımı gri tonlarından İslam'ı ve Müslümanları ayrıştıracak hiçbir vurguya yer vermeden, tam bir tarafgirlikle hükümete ve demokratikleşmeye sahip çıkıp meşru ilan eden bildiriler yayınlanmış, gazetelere tam sayfa ilanlar vermişlerdir. Topluma bağımsız İslami kimlikli bir var oluş, örneklik ve model sunulamamış, bu sebeple de hükümetin bütün yanlışlarının faturasının da İslam'a ve Müslümanlara kesilmesine sebep olunmuştur. İslami bir alternatifin ortaya çıkması ve insanlara sahici bir kurtuluş umudu ve adalet özlemlerine sahici bir cevap üretmek imkanı ağır darbe almış ve maalesef tam manasıyla sistem içi iktidara eklemlenilmiştir."
 
Bu yorum onaylanmamış, Bülent beyin yorumunun da onaylanmadığını bildiren editör, 
bu tutumunun sebebini şu şekilde ifade etmişti:
 
"Sizin Mustafa Bey'in yorumu üzerine yaptığınız açıklama yorum sınırlarını aşıyor. Birinci olarak yayınlamamız teknik olarak bu duruma binaendir. İkinci ve daha önemli neden ise karşı yorumunuzun -bizce- fazlasıyla polemik özelliği taşımasındandır.  Bu nazik meselelerde internet zemininde Islah-Haber olarak polemiğe girmeyi de bunun bir parçası olmayı da doğru bulmuyoruz".
 
Lügatlerde "Polemik, genellikle siyasi, bilimsel, edebi konularda sert tartışma, zıtlaşma ve münazaa, kalem kavgası" şeklinde tanımlanmaktadır.
 
Onaylanmayan ikinci yorumumuzda şunları ifade etmiştik:
 
"Bülent beyin yorumunu onaylamamanızın gerekçesi olarak ileri sürdüğünüz hususlar, sizin kendi yazarınızın yorumunda fazlasıyla yok mu? Onun yorumunu neden onayladınız ve polemiğe yol açtınız? Bir de "İlkav'ın haberine, bir yorumcunun da yorumuna onay verdik" diyorsunuz ama sadece kendi yazarınızın baştan aşağı iftira ve sizce değilse de bizce polemik dolu yorumu dışında tek bir tane daha onay verdiğiniz yorum yok. Neden? İLKAV olarak gönderilen açıklama içerikli yorumu da yayınlamadınız neden?
 
Birilerine olan yakınlığınız ve birilerine de karşıtlığınız sizi bu derece açık adaletsizliklere sevk ediyorsa, ne hale geldiğinizi sorgulayıp halinizi "ıslah" çabası göstermeniz gerekmez mi?
 
Editör açıklamasında, Bülent beyin yorumunu onaylamama gerekçesi olarak şunları söylüyorsunuz:
 
"Sizin Mustafa Bey'in yorumu üzerine yaptığınız açıklama yorum sınırlarını aşıyor. Birinci olarak yayınlamamız teknik olarak bu duruma binaendir. İkinci ve daha önemli neden ise karşı yorumunuzun -bizce- fazlasıyla polemik özelliği taşımasındandır".
 
Onun iftiralarını, haksız nitelemelerini yorum sınırları içinde görüp, bunlara hakkı ifade amaçlı cevabı yorum sınırlarını aşan konumda değerlendirmek adil mi?
 
Sizin hemen onaylayıp ısrarla yayında tuttuğunuz ve kendisine verilen cevapları da ısrarla yayınlamadığınız Mustafa beyinizin yorumuna birlikte bakalım, neler var:
 
1 - "Mehmet Pamak Bey söylemek istediklerini işaret diliyle söylemiş. Bahsettiği bildirilere imza atanlar açıkladığı ve gerekçelendirdiği vasatta şirk işlemiş ve müşrik olmuşturlar. Sayın Pamak bunları ima yoluyla söylüyor. Açıkça kimlerin müşrik olduğunu ilan etse daha iyi olurdu. Ben bu zihni alt yapıyı katı doktriner ve literalist buluyorum". Allah'ın azabından korkan bir Müslüman bir başka Müslüman'ın söylemediğini "işaret dili" neyse ona söyletip "iftira" atması ahlaki, İslami ve insani midir? Bir kişiye söylemediğini, "sen aslında şunu söylemek istedin ama söyleyemedin, ben onu anladım" denilmesi hem açık iftira, hem de "polemik" denilen tartışmanın kapısını ardına kadar açan bir yaklaşım değil mi?
 
2 - Bir Müslüman'ı kendi iradesine rağmen zanna dayalı çıkarımlar yapıp, onun söylemediğini "işaret dili"ne söyletip, sonra da kendisinin cebren söylettiğinden kalkarak aynı Müslüman'a "böyle tekfir mantığıyla açıklama yapmak" diye "tekfirci" damgasını basmak İslami ahlak ve insani erdemlerle bağdaşmayan çirkin bir müfterilik ve polemikçilik değil midir? 
 
3 - "Hüküm Allah'ın değil ümmetindir" söyleminin, demokrasiden etkilenme sonucu günümüz tevhidi kesiminde de alan bulmaya başladığını söylemek, daha önce bu konuda hiç bir görüş serdedilmemiştir anlamına mı gelir ki, siz bir şey bilmiyorsunuz, ama biz her şeyi biliyoruz kibri ve bilgiçlik taslamasıyla "'Hakimiyet Allah'ındır' sloganının yerine 'Hakimiyet Ümmetindir' ilkesizliğinin yeni üretildiği gibi bir iddia ise gerçeklikten yoksundur" polemiği zorlama çıkarımlarla yapılabilmiştir. Üstelik konuşma içinde bu konuda oldukça geniş açıklamalar da yapılmış olup, videoyu izlemeden yorum yazma zaafı sebebiyle, bu konudaki yaklaşım doğru anlaşılamamıştır.
 
4 - Baştan aşağıya bir Müslüman'a saygısızlık ifadesi taşıyan cümlelerle yazılan yorumda, bariz aşağılayıcı, saygısız ifadelerden bazıları da, " Yalnız daha da vahimi bu kafa yapısı", "Bu zihniyetin", "Sessiz sedasız bekleyip sonra arada bir çıkıp böyle son derece radikal çıkışlar" yapmak gibi nitelemelerdir. Bu tür nitelemelerin ardından kurulan cümlelerde ise yeni iftiralar yapılmıştır. Yeni polemikler gerçekleştirilmiştir. 
 
Şöyle ki; "Tunuslu, Mısırlı, Libyalı Müslümanların mücadelesini de demokrasi, seçim, meclis araçları üzerinden mahkum eder cinstendir. Onlar da bu zihni algılayışın doğal sonucu olarak şirke bulaşmaktadırlar" misali konferansı veren Müslüman'ın söylemediği, tam aksini ise bir çok konferans ve makalesinde açıkça ifade ettiği halde çirkin iftiralarına bir başkasını ilave etmekten çekinmemiştir.  Bir başkası ise, on yıllardır ve halen sürekli bir çaba içinde olan ve en çok da nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiği ile ilgili konferans, makale ve kitaplar yazan Müslümanları "nasıl bir mücadele usulünü benimsemek gerektiği konularında ise tam bir sessizlik içindeler. Sessiz sedasız bekleyip sonra arada bir çıkıp böyle son derece radikal çıkışlar" yapanlar olarak niteleyerek açık bir iftira ve polemiği yapabilmektedir.
 
5 - Ayrıca Mustafa beyin tartışma konusu yaptığı konularda hiç bir zaman çalıyı dolanma manevrası yapmayan, inandığı doğruları açıkça ifade eden Müslümanlara yönelik, "Çalıyı dolanmanın milletin kafasına tavşan ekmenin alemi yoktur" gibi ifadelerle de, yine üslupsuzluk ve karalama örneği yaklaşımlar sergilediği görülmektedir.
 
6 - Bu kadar açık ve çok sayıda iftira, saygısızlık, bir Müslüman'ı olmadığı gibi gösterip kendi zannıyla mahkum edip yaftalama, karalama, aşağılama ve polemiğin zirvesini gerçekleştiren bir yoruma onay veren editör, yandaş olduğu fikri destekleme, karşı olduğu fikrin savunucularının karalanmasına onay verme adaletsizliğiyle ahlaki olmayan bir konumda yer aldığı halde, bu kadar açık iftira ve saptırmalara karşı yapılan İLKAV açıklamasını yayınlamayıp, başka bir yorumu onaylamama gerekçesinde ifade ettiği "polemiğe" yol açmama ile örtmeye kalkması ayıptan öte bir şeydir. Allah size adil olma bilincini nasip etsin. Yazık, şu kısacık imtihan dünyasında kendi zanlarınızın galibiyetini sağlamak adına bütün bunları yapmaya, bu kadar adaletsiz olmaya değer mi?"
 
Son olarak da şu bilgiyi vermekle yetinelim inşallah: Mustafa beyin yorumundaki son satır da ibretlik doğrusu. Şöyle yazıyor: "Böyle teorik taslakların, Nebevi Mücadele metodlarının bir anlamı olduğunu düşünmüyorum". Bir kere Nebevi Mücadele yöntemi asla teorik değil, tam tersine 23 yıllık zaman diliminde Mekke ve Medine sürecinde yaşanmış tam anlamıyla bir pratiktir, en güzel örnektir, kıyamete kadar ilkeleri geçerli bir modeldir. Kur'an da, işte bu güzel pratiğin zemininde, Resulün (s) önderliğindeki ilk Kur'an neslinin hayatını inşa ederek tamamlanmış olan pratiğe yön veren bir kitaptır. Bu sebeple Kur'an'ın doğru anlaşılması bile, ancak bu ilk inşa ettiği hayatla, ilk pratikle iç içe okunduğu zaman mümkündür. Mustafa bey gibiler, "Nebevi Mücadele metodlarının bir anlamı olmadığına" inansalar bile bu çok önemli bir hakikattir. İmtihan dünyası bu, dileyen inanır, dileyen reddeder.
 
Bu açıklamamızı yayınlamamak suretiyle editörün takındığı adaletsiz tutuma son verip, helallik isteyerek adaleti ikame etmeyi site yönetiminden beklediğimizi bildiriyor, sizleri Allah'ın selamıyla selamlıyoruz. Allah'a emanet olunuz. 14.01.2015  
 
                                                                                                       İLKAV Yönetimi Adına 
 
Emrullah AYAN
Bu içerik 1376 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem