Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
>  Suud Ve İran Özelinde, Ulus Devletler Dönemindeki Statüko Dinler...

> Saltanat Döneminde Oluşturulan Statüko Dinleri Ve Müslümanlar...

> TARİH BOYUNCA TEVHİD DİNİ´NİN KARŞISINA HEP ´´STATÜKONUN DİNİ´´ Ç...

> ESARET ALTINDA PARÇALANMIŞ ZİHİNLER, ÖZGÜN VE BÜTÜNCÜL İSLAMİ DÜŞ...

> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   HABERLER  >  2013
 
İlkavda Cuma Namazı Sonrası Şehit Abdülkadir Molla İçin Cenaze Namazı Kılındı Dua Edildi.
Tarih: 13/12/2013
   


İslama ve İslami mücadeleye karşı Batıdan ve onların yerli işbirlikçilerinden saldırıların hiç kesilmediği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bunun en son örneği 90 yaşına gelmiş Bangladeş’de İslami faaliyetleri sürdüren Cemaati İslami Partisi liderlerinden Abdülkadir Molla (Gulam Azam) ‘ya verilen idam kararı ve infazında gördük. Şehidlerin can verdiği tevhid davasına yeni bir halka eklendi. Hasan El Benna ‘dan ,Seyyid Kutuplara, Abdülkadir Udehlerden,Şeyh Saidlere ,İskilipli Atıf Hocalara kadar İslam coğrafyasında idam edilen,suikastlere kurban giden şehitler yolumuzu aydınlatıyor.Bunların yanında cihad meydanlarında şehit olanlarda onların yolunu sürdürüyor.

İlkavda Cuma Namazı vesilesi ile bir araya gelen Müslümanlar Bangladeş  hükümetinin yapmış olduğu zulmü ve idamı kınayarak gıyabi cenaze namazı kıldılar. Cuma hutbesini de bu konuya ayıran  Emrullah Ayan Hoca ‘da şu hususlara değindi.

“ (Yalnız sana değil) her peygambere mücrimlerden bir düşman verdik. Hidayet veren ve yardım eden olarak Rabbin yeter. “ (Furkan: 31)

Davaları sarsılmaz ve güçlü kılan hususlardan biri de hiç kuşkusuz mücrimlerin peygamber ve davalarına karşı açtıkları savaştır. Bu davalara tabiatlarıyla bağdaşan bir ciddiyet vermektedir. Zaten hak davaları sahte davalardan ayıran ve gerçek dava adamlarını belirleyip sahte adamları dışlayan şey, dava adamlarının mücrimlere karşı verdikleri mücadeledir.

Dava düşmanı mücrimlere karşı verilen mücadele dava adamlarına ne kadar meşakkat yüklerse yüklesin ve davanın kendisini de ne kadar köstekleyici olursa olsun, durum budur. Çünkü bu mücadelenin sonunda dava yolunda, güçlü ve yılmaz elemanlardan başkası kalmayacaktır. Yakında ele geçecek bir ganimet aramayan ve dava adamlığıyla Allah’ın rızasından başka hiçbir şey beklemeyen güçlü kimselerden başkası kalmayacaktır mücadele ortamında.

Eğer davalar kolay ve basit bir şey olsaydı, etrafı çiçeklerle süslenmiş hazır yollar izlenecekti. Düşman ve muarızlarla karşılaşılmayan, inkarcı ve inatçılara rastlanılmayan yollar… O zaman da her insan, kolaylıkla dava adamı olabilirdi. Tabii ki bunun yanında hak davalarla batıl davalar birbirine karışır, gürültü ve fitneler birbirini izlerdi. Demek ki davaların düşman ve muarızları olmasaydı, mücadele de olmazdı. Davanın yardımını zorunlu kılan, dava uğrundaki her tür acı ve fedakarlığı birer azık haline getiren mücadele…

Çünkü savaş ortamına girip fedakarlık ve acılara göğüs gerenler, hak davaya gerçekten inanmış ciddi insanlardan başkası değildir. Davalarını, rahatlığa, şahsi çıkarlara, dünya metalarına ve hatta gerekirse kendi hayatlarına tercih eden kimselerden başkası dayanamaz. Çünkü bu kimseler, eğer gerekiyorsa dava yolunda ölümü bile göze alanlardır. Çile dolu mücadeleden asla yılmayan mü’minler, en sarsılmaz, imanca en güçlü olan ve insanların vereceği mükafatı hiçe sayarak Allah’ın vereceği mükafattan başkasına umut bağlamayan kimselerdir. Hak davanın, sair davalardan ayrı bir nitelik kazanmasının yolu budur. Kadroların arınıp güçlülerle zayıfların birbirinden ayrılmasının yolu budur. Hak davası, ancak hakkı yılmadan savunan, imtihanları başarıp belaları atlatan insanlarla başarıya gidebilir. Çünkü bu kimseler, zaferin yükümlülük ve zorluklarını göğüsleyen dava eminleridir. Deney ve imtihanlar davetçilere, dava bayrağını çakıl ve diken dolu bir yolda nasıl taşıyacaklarını öğretir. Çünkü genel nitelikte bir kaide vardır. Mücrimlerle dava adamlarının kavgalarını seyreden, yani büyük fedakarlık ve acılara rağmen hak yolda sonuna kadar sebat ederek yürüyen dava adamlarını gören seyirci pek çok insan şunu söyleyecek veya anlayacaktır: “Eğer bu dava, bunca fedakarlıktan daha üstün ve daha değerli olmasaydı, bu adamların bu kadar acı ve kayıplara rağmen sebat etmesi mümkün değildi.” Evet, seyredenler bu kanaate varacaktır. Bundan dolayı da merak edecektir. Acaba bütün dünyevi metalara, hatta dava adamının hayatına tercih edilen bu değerli, bu paha biçilmez şey nedir? Bunu görmek isterler ve böylece akın edecekler bu akıdeye… Uzun bir izleyiş ve bekleme döneminden sonra fevc fevc katılacaklardır davaya. İşte Yüce Allah, bütün bunlardan dolayı her peygambere, hak davaya karşı koyan mücrimlerden bir düşman takdir etmiştir. Dava adamları, bütün güçleriyle bu mücrimlerle mücadele edeceklerdir. Mücadelenin sonucu, önceden belirlenmiştir. Allah’a güvenenler, bundan hiçbir kuşku duymazlar. Çünkü akıbet, hakka yönelmektir. Sonuç ise zaferdir. “Hidayet veren ve yardın eden olarak Rabbin yeter.”

Mücrimlerin dava yolunu tıkaması, tabii bir şeydir. Hak davası, tam istenilen bir zamanda gelir. Toplum veya insanlığın içinde bulunduğu fesadı kaldırmak üzere gelir. Kalplerdeki fesadı… Sosyal düzenlerdeki fesadı… Yönetimlerdeki fesadı… Bu fesadın perde gerisinde bulunanlar ise mücrimlerdir. Bir yönden fesad yayan, diğer yönden de bundan çıkar sağlayan mücrimler… Çünkü bu fesad, onların heva ve çıkarlarına göredir. Şehvetleri bu mikroplu ortamda yayılmaktadır. Fesad ortamı, mücrimce değerlerin vazgeçilmez bir dayanağıdır. Çünkü mücrimler, varlıklarını bu ortama borçludurlar. Öyleyse mücrimlerin peygamber ve hak davalara karşı savaş açmalarından daha tabii bir şey yoktur. Varlıklarını savunmak ve nefes aldıkları ortamı elden kaçırmamak için savaşmak zorundadırlar. Bu bakımdan hak davaya düşman olmalarından daha tabii bir şey olamaz. Onların hakla ölesiye bir mücadele içine girmeleri tabiidir. Ama tabii olan bir başka şey de hakkın eninde sonunda zafer kazanmasıdır. Çünkü hak, hayatın çizgisinde seyretmektedir. Allah’la ilişki kuracağı ve kendisi için -ilahi iradenin gereği olarak- takdir olunmuş bir kemal derecesine erişeceği üstünlük dolu bir ufka yönelmiştir. Öyleyse Allah’a, Allah’ın hikmet ve zaferine inananlar sabretmelidir. Beşeri yol ve yöntemler dahilinde yenilebilen hak davası, eninde sonunda galebe çalacaktır. Öyleyse bu imtihana sabredenler direnmeye baksınlar.”

 

Bangladeş'te Cemaat-i İslami Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Abdülkadir Molla'niye verilen idam cezası tüm İslam dünyasında infiale yol açtı. Peki Gulam Azam olarak da anılan Abdülkadir Molla kimdir ve ne gibi görevlerde bulunmuştur?

Ülkesinin 1971'de Pakistan'a karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi sırasında işlenen suçların araştırılması için Bangladeş hükümeti tarafından 2010 yılında kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde yargılanan Abdilkadir Molla, 344 silahsız sivilin öldürülmesini azmettirmek dahil altı suçlamanın beşinden hüküm giyerek 5 Şubat 2013'te ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Sonrasında ise 91 yaşındaki Abdulkadir Molla'nın cezası idama çevrildi ve idam edildi. Peki idam edilen Cemaat-i İslami lideriAbdulkadir Molla kimdir ve ne gibi görevleri yürütmüştür?

GULAM AZAM (ABDÜLKADİR MOLLA) KİMDİR?

Prof. Azam başkent Dhakan'in Bibaria bölgesinde 7 Kasım 1922 tarihinde doğdu. Öğrencilik hayatı boyunca çeşitli din ve bilim  üstatlarından tefsir, hadis, fıkıh dersleri gördü, Dakka Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans yaptı.

Öğrencilik hayatı boyunca birçok harekette öğrenci lideri oldu. 1945-1946  yıllarda Doğu Pakistan Kültür Birliğinin Sekreter Yardımcısı oldu. 1946-1947 dönemin Dakka Üniversitesi, Fazlul Haque Müslüman Hall Öğrenciler Birliği teşkilatı ve 1947-1949 yıllarında Dakka Üniversitesi Merkez Öğrenci Birliği teşkilatının Genel Sekreteri seçildi.

Prof. GULAM AZAM ülkenin Dil Hareketinde öncü bir rol oynadı. 1952 ve 1955 yıllarında iki kez tutuklandı. Aynı zamanda dil hareketindeki aksiyonerliğinden dolayı Rangpur Carmichael College'daki Profesörlük kürsüsü elinden alındı.

1957 de Doğu Pakistan Cemaat-i İslami'nin Genel Sekreteri oldu. 1964'te Genelkurmay Başkanı Ayub Han tarafından hapse atıldı. 1967'de Shekh Mujibur Rahman'nın da üyesi olduğu Pakistan Demokratik İttifak (PDM) oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Bu hareketle Ayub Han'ın askeri yönetimine karşı tüm siyasi partilerin birlikteki direnişe öncü oldu. PDM'in Doğu Pakistan (şimdiki Bangladeş) kanadının İcra Komitesi Genel Sekreteri oldu. 1969 da Doğu Pakistan Cemaat-i İslami'nin Emiri (Genel Başkan) oldu. Prof. GULAM AZAM Bangladeş Kurtuluş Savaşına destek vermedi. Zira savaşın Doğu Pakistan sorunlarını çözeceğine inanmıyordu. Her zaman 'Birleşik Pakistan' yönünde kampanyaya devam etti.

Doğu Pakistan sınırlarının tamamı ile komşu olan Hindistan'ın desteği ile bağımsızlığını kazandıktan sonra Bangladeş adındaki yeni ülkenin dolaylı olarak Hindistan tarafından kontrol ve idare edileceğinden endişeliydi.

Kurtuluş savaşı sırasında, Birleşik Pakistan için çağrıda bulunmaya devam etti. Pakistan ordusu tarafından Bangladeş halkına karşı kullanılan ve dozu iyiden iyiye artan şiddetlere de sert tepki gösterdi. Bangladeş halkına yapılan saldırıları durdurmak için, General Tikka Han dâhil olmak üzere, Pakistan Ordusu'na sürekli çağrıda bulundu.



Dünya çapında birçok uluslararası İslami konferansa katıldı. 2000 yılına kadar Cemaati İslami'nin liderliğini sürdürdü. 2000 yılında de aktif siyaseti bıraktı. Bu tarihten sonra kaleme aldığı 'Jibone Ja Dekhlam' (Hayatımda Gördüklerim) eseri Bengal Edebiyatında önemli bir hatırat olarak yerini aldı.

2010'da Bangladeş Kurtuluş Savaşı sırasında Pakistan'la işbirliği yaptığı iddiasıyla tutuklandı ve idama mahkum edildi.

Aynı zamanda Bangladeş İslam düşünürleri ve politikacılarına rehber olan orijinal makale ve mülakatlar meşgul oldu. Azam'ın İslam, siyaset, din ve tarih ile ilgili konular hakkında birçok dile çevrilmiş 70'ten fazla kitabı bulunuyor.

 

Doksan yaşına kadar İslami mücadele içinde yaşayıp vahye  şahitliğini şehitlikle sonlandıran Abdülkadir Mollanın  yolunu Allah hepimize nasip etsin. Ne güzel hayat,ne güzel şahitlik.

 

Bu içerik 1139 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem