Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> İmanını İspat Eden Tutarlı Mü’minler ve Vahyin Şahidi “Müslimler”...

> İmanını İspat Eden Tutarlı Mü’minler ve Vahyin Şahidi Müslimler O...

> ŞİİSİYLE SÜNNİSİYE BÜTÜN EKOLLER, BÜYÜK ORANDA TARİHSEL SÜREÇTE Ü...

> MÜCAHİD LİDER ÖMER MUHTAR´IN ŞEHADET YILDÖNÜMÜ ...

> İslam’ı isteyince, hemen çağrıldım istifaya!...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   ALTERNATİF EĞİTİM KONFERANSLARI  >  2007
 
Mezheplerin Çıkış Sebepleri ve Dindeki Yeri
Tarih: 14/05/2007
   


İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı bu hafta Oktay Altın’ı konuk etti. “Mezheplerin Çıkış Sebepleri ve Dindeki Yeri” konulu konferansta İlk olarak Mezhep kelimesinin lügat manası üzerinde duruldu ve fırkalaşmanın iyi bir şey olmadığı Kuranda Dinlerini fırka fırka bölenlerin kınandığı ifade edildi

"MEZHEP FARKLILIKLARI MÜSLÜMANLAR ARASI DİYALOĞU BİTİRMEMELİDİR"
İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı bu hafta Oktay Altın’ı konuk etti. “Mezheplerin Çıkış Sebepleri ve Dindeki Yeri” konulu konferansta İlk olarak Mezhep kelimesinin lügat manası üzerinde duruldu ve fırkalaşmanın iyi bir şey olmadığı Kuranda Dinlerini fırka fırka bölenlerin kınandığı ifade edildi .Ardından, bugünkü kullandığımız manada mezhep kelimesinin kullanımının ortaya çıkmasındaki tarihsel süreç anlatıldı .Bu süreçle ilgili kısaca şunlar söylendi.
Mezhep: Kur’anda bugünkü manada kullanılmamaktadır. Kur’anda gidilecek yol anlamında kullanılır. İslam’ın ilk dönemlerinde Müslümanlar tarafından mezhep kelimesi bugünkü manada kullanılmıyordu ilk dönemlerde görüş sahiplerine “ashab-ul makale” veya “Ashabul makalat” deniyordu. Daha sonra bu kelime yerine fırka kelimesi kullanılır oldu. Çeşitli itikadı görüşlere ve farklılıklara bu dönemde fırka adı veriliyordu. Bu durum bir müddet devam etti. Sonra dinler ve mezhepler manasına gelen “el milel vel Nihal” kitapları çıkmıştır. Burada din kelimesi milel, mezhep kelimesinin karşılığı da “nihal” kelimeleriydi. Daha sonraları fetva ehli kişilerin görüşlerine uymaya ve onları takip etmeye mezhep adı verilmiştir. Mezhep farklı görüşler farklı yollar manasına kullanılmıştır.


Oktay altın konuşmasında mezheplerin çıkış sebebleri üzerinde de durdu “İnsanlar tabiatları gereğince bir kalıpta olmayıp farklı görüşlere yönelmeye eğilimlidirler.” diyen Altın özellikle mezheplerin siyasi ve insani sebeplerden dolayı ortaya çıktıklarını vurguladı ve bu iki sebep birbirinden bağımsız olarak düşünülmemesi gerektiğini söyledi. Fırkalaşmanın tarihçesine değinilen konferansta şöyle denildi. “İslam dünyasında ilk fırkalaşma Hz. Ebubekir ‘in halife seçiminden itibaren başlamıştır. Bu seçimde çeşitli taraflar olmuş fakat bu tarafgirlik boyutuna ulaşmadan bir müddet sonra yerini tekrar birliğe ve vahdete bırakmıştır. Bu dönemden sonra Hz. Osman’ın katledilmesi ile büyük fitneler baş göstermiştir. Özellikle Hz. Ali ve Muaviye çatışmasının ardından Ali şiası, Muaviye şiası ve hariciler olmak üzere üç farklı siyasi mezhep ortaya çıkmıştır. Şia bilindiği üzere taraftar demektir. Emevi devletinin iktidara gelmesi ile Muaviye şiası devlet olarak bir kalıba girmiş, fakat Ali şiası uzun müddet devam ederek İslam tarihindeki yerini almıştır. Cahiliye asabiyeti de mezhepleri desteklemiştir. Müslümanların tarih kitaplarında asabiyet temelli mezhepçiliğin oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Arap, mevali ayrımı da İslam dünyasındaki mezhepleşmeyi büyük oranda desteklemiştir.. Ashab-ı ikram zamanında meseleler direkt Kur-an’dan çözülüyordu insanlar 600 sayfalık Kur-an’la muhatap oluyorlardı. Daha sonradan farklı din ve mezheplerdeki insanların fevc fevc İslam a girmeleri ve birçoğunun Kur-an’ı tam idrak edememeleri sebebiyle eski dinlerinden birçok anlayışı İslam a sürüklemişlerdir. Bu kalıntılar zamanla halk tarafından gerçek İslami ilkeler olarak algılanmış ve dini hayata taşınmıştır. Tarih içerisinde Zerdüşlük, Şamanizm, Hıristiyanlık, Yahudilik, Yunan felsefesi, Hint felsefesi vahdet-i vücüd anlayışı Müslüman halkların inançları üzerinde etkili olmuştur

Konferansta ayrıca Müslümanların İslami kaynaklara yaklaşımındaki farklılıklar sebebiyle de mezheplerin oluşmasına vurgu yapıldı. Kaynaklardan kaynaklanan sebepler başlığı altında incelenen bu bölümde aşağıdaki konular üzerinde duruldu:
Kur-an’ın sübutu sabittir ama delaletinde netlik olmayabilir. Örneğin zekâtın kimlere verileceği Kur-an’da nettir. Ama zekât oranları net değildir. Delaleti açık ve net olmayan ayetleri insanlar kapasite bilgi ve birikimleri oranında anlamaya ve yorumlamaya çalışıyorlar bu noktada her coğrafyanın kendine has örfleri, siyasi farklılıkları, itikadi ve fıkhi farklılıklar içinde önemli bir etken oluyor. Kaynaklara yaklaşımda İslam dünyasında ilk dönemde ortaya çıkan iki önemli ekol vardır. Bunlar rivayet merkezli “ehli hadis” ve rey merkezli daha çok Kufe’de kendinin gösteren ehli rey ekolüdür.

Konferansın son bölümünde tarihsel vakıa olarak mezhep ve İslam toplumu üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. Bu başlık altında özetle şu konulara değinildi: Mezhep ayrılıkları ve ihtilafları Emeviler, Şiiler ve Hariciler de açıkça görüldüğü gibi birbirlerini öldürecek kadar ileri bir düzeye gelebilmiştir. Herkes kendi mezhebini legalleştirmek için tefrikaya düştükleri hususlar konusunda çoğunlukla hadis uydurma yoluna giderek sözde Allah’ın Resulüne kendilerini tasdik ettirme çabasına girişmişlerdir. Fıkhi mezheplere baktığımızda mezhep imamların hiçbirinin bir mezhep kurma iddiası ile ortaya çıkmadıklarını görürüz. Fakat yüzyılların geçmesi ile mezhep olması gereken boyuttan çıkmış ve din ile eş değer manada kullanılır olmuştur. Bugün Farsça sözlüklerde mezhep ve dinin aynı manaya geldiğini görüyoruz. Ümmet yeni sorunlar ortaya çıktığında Allah ve Rasulüne değil mezhep imamlarının önüne getiriyorlar ve o güne ait verilmiş fetvalar, çözümler günümüze hitap edemiyor hatta günümüz problemlerini içinden çıkılmaz bir hale sürüklüyor. batı sürüler halinde on sekizinci yüzyılda doğuya hücum ederken İslami mahkemeler, İslam Alimleri kapılarını kapattıkları için bu konuda ictihad edemiyor ümmete rehberlik yapamıyor. Mezhep bir din olmamasına rağmen 1960 lı yıllardan beri ülkemizde birçok insan mezhepsizlik suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştır. Aslında fıkıhta mezhepsizlik mümkün değildir. Fakat mezhep farklılıkları Müslümanlar arası diyalogu bitiriyorsa bunu Müslümanların sorgulaması gerekir. Bunun yanında İslam akaidi saf ve temiz tutulmalıdır. Delaleti zanni olan naslara binaen itikat oluşturulmamalıdır.
Oktay Altının sunumunun ardından dinleyicilerden yöneltilen soruların cevaplandırmasıyla konferans sona erdi.Oktay Altın'ın hazırlamış olduğu özet aşağıdadır.

MEZHEPLERİN DOĞUŞU VE DİNDEKİ YERİ

Kur’an’da birçok kıssa anlatılarak bunlardan ibretler almamız istenir. Tefrikaya düşerek dinlerini parça parça edenler hakkında bilgiler verilerek bunlara benzemek için uyarılıyoruz.
"Dinlerini darma dağınık eden ve fırka fırka olanlardan (olmayın)."( 30/Rum, 32)
Kur’an-ı Kerim’de çeşitli anlamlarda yer alan ‘fark’ kökenli kelimeler içinde ‘gruplara ve parçalara ayırmak, bölmek’ anlamındaki tefrik ve ‘ayrılmak bölünmek’ anlamındaki teferruk kavramları genellikle dinde ve sosyal hayattaki bölünmeyi ifade etmekte ve bunun çok zararlı olduğu belirtilmektedir. Yine Kur’an’da ‘grup ve topluluk’ manasına gelen ‘ferîk’ de yirmi dokuz yerde geçer ve genellikle tasvip edilmeyen bölünmelere işaret eder. Fırka kelimesiyle birlikte aynı kökten türeyen fiiller, hem sözlük manasında, hem de dinî ve içtimaî ayrılığın kötülenmesi anlamında birçok hadiste de kullanılmıştır.
İnsanların ayrılığa düşmelerinin nedeni; heva ve heveslerini aşamamaları (25/43), kendilerine Rabbleri katından doğru yolu gösterecek ve şifa olacak kitaplar verilmesine rağmen aralarında yaşattıkları kıskançlıkları kıramamaları (2/213) ve dolayısıyle Allah'ın kitabını gereğince akledememeleriydi (2/44). Bir çok konuda ihtilaflar sökün etti. Ve sonra işlerini aralarında parçaladılar, çeşitli kitaplara ayırdılar (23/53). Yani dinlerini parça parça edip, grup grup oldular (6/159).
Mezhep; “Zehab” kelimesinden türemiştir. “gitmek, gidilecek yer ve yol” anlamlarına gelir.
Istılahi olarak “Dinin inanç esaslarını veya ameli hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine özgü yaklaşımlara sahip düşünce sistemi; bu yaklaşımlar etrafında meydana gelen ekolleşmenin ürünü olan ilmî ve fikrî birikim.” anlamına gelir.
Dini ve siyasi grupların oluşum aşamasında bazı âlimler, görüşlerini ihtiva eden “makale” adıyla risaleler yazdıkları için “ashabü’l-makalat” diye anılmışlardır. Görüş ayrılıklarının gittikçe netleşip bir kişinin liderliğinde ortak düşünceler etrafında gruplaşmalar başlayınca “fırka” kelimesi kullanılmaya başlandı. Nevbahti, şii gruplara dair yazdığı esere Fırakü’ş-Şia adını vermiş, itikadi ve siyasi grupları inceleyen Abdülkahir el Bağdadi ise eserine el-Fark Beyne’l-Fırak ismini vermiştir.
İslam coğrafyasının genişlemesiyle birlikte el-Milel ve’n-Nihal (milleler, dinler; görüşler, zümreler= dinler ve mezhepler) tabiri öne çıkmıştır. Neredeyse her grup tutarsız ve sapkın gördüğü gruplar için ise “ehl-i ehva” tabirini kullanmıştır.
Kur’an’da bugünkü kullanımıyla mezhep kelimesine rastlanmamaktadır. Hadislerde de mezhep yerine “fırka” kelimesi kullanılmıştır.

a. Mezheplerin Doğuş Nedenleri
1.İnsanî Farklılıklar
Bütün insanlar birbirlerinden farklı karakter, anlayış, birikim, kavrayış, hırs ve zaaflara sahiptir. Bu farklılıklar insanların bir konu üzerinde farklı düşünceler üretmelerine ve bunları hayatlarına aktarırlarken diğer insanlardan ayrışmayı beraberinde getirebilir.
Bir konu üzerinde yoğunlaşma, branşlaşma muayyen bir konuya farklı bakış açılarını beraberinde getirir. Kelamcı, nahivci, fıkıhçının aynı konuya bakış zaviyesi farklılaşmaktadır. Aynı şekilde geçmiş birikim ve yaşanan tecrübeye yaklaşım farkı konulara farklı yaklaşımı da beraberinde getirmektedir. Geçmişi taassupla savunup atalar dini seviyesine ulaştıran tutumla redd-i miras içerisinde olan tutumun uzlaşması elbette mümkün değildir.
İnsanların gaybe, meseleleri somutlaştırmaya dönük merakları gaybî haberlerin zorlanarak mecrasından saptırılmasını, vakıaya tekabül etmeyen kıssaların, hikâyelerin üretilmesine dolayısıyla da ihtilafların çıkmasına neden olmuştur.
Bedir Savaşında Müslümanlar müşrik akrabalarını kendileri öldürmek istiyorlardı. Peygamberimiz bu durumu engelledi. Fakat savaş sonrası Muhacirler öldürülen müşrik yakınları için dua etmeye başladılar. Allah u Teala ise Tevbe 113. ayeti indirerek müşrikler için dua edilmemesi gerektiğini bildirmiştir.

2.Siyasi Sebepler
Hz. Peygamber döneminde bile Bedir esirlerine muamele, Hudeybiye Anlaşması gibi Müslümanlar arasında siyasi ihtilaflara rastlanır. Ancak vahiy sürecinin devam etmesi ve Hz. Peygamberin varlığı bu ihtilafların büyümesini önlemiştir. Hz. Peygamberin vefatından sonra bu ihtilafların daha belirgin hâle geldiği görülüyor. Beni Sakife toplantısında Müslümanlar genel olarak dört gruba ayrılmıştır. Sa’d b. Ubade’yi destekleyen Ensar, Hz. Ebubekir’i destekleyen muhacir, defin işleriyle uğraşan Hz. Ali ve bir kısım Benihaşim ve de tarafsız olanlar. Kimin halife olacağı, halifenin hangi şartları taşıması gerektiği, Kureyşli olup olmaması, azlini gerektiren sebeplerin ne olduğu, geçmiş halifelerinin durumunun nasıllığı gibi sorularının merkezindeki hilafet meselesi, Müslümanlar arasındaki en önemli ihtilaflardan birisidir.
Hz. Osman’ın hilafetinin ikinci yarısında öne çıkan ihtilaflar, halifenin öldürülmesi ile sonuçlanmış ve kalıcı birkaç fırkanın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Hz. Ali ve Muaviye arasındaki Sıffin Savaşı ve tahkim olayıyla daha sonra kendi aralarında dallanıp budaklanacak üç ana grup doğmuştur.
İhtilafların tefrikaya dönüşmesi, Müslümanlar arasında kan dökülmesi başta hukukî alan olmak üzere birçok alanda yeni sorunları doğurdu. Büyük günah işleyenin durumu, kader mevzusu, insanın amelleri gibi konular düşünsel ayrılıkları beraberinde getirdi. Kısaca fiilî durumun nazarî alt yapısı oluşturuldu. Siyasi bağlantılarla birlikte Cebriye, Kaderiye; Mürcie, Mutezile gibi ekoller oluştu.
Emevilerin yaptıkları ve hiçbir şekilde Kitap ve Sünnetle tecviz edilemeyecek davranışlar, saray uleması tarafından cebri düşüncenin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını beraberinde getirdi.

3.Kabile Asabiyeti
İslam, asabiyet de dahil her türlü cahili değeri ortadan kaldırmasına rağmen bu değerler uygun ortam bulduklarında biraz renk, ton değiştirerek bazen de olduğu gibi tekrar sahneye çıkmışlardır. Hz.Ali ve Muaviye arasındaki rekabet, İslam öncesi Beniümeyye ile Benihaşim arasındaki rekabeti tekrar gündeme getirmiştir. Mudar kabilesinin Hz. Ali’ye, Rebia’nın Haricilere katılmasında eski mücadelelerinin mutlaka etkisi vardı.
Emeviler döneminde görülen Arap-mevali gerilimi ve şuubiye hareketi cahili tutum ve davranışların yeniden yayılmasının örnekleridir.

4.Tarihî Arkaplan ve Sosyokültürel Sebepler
Özellikle Hz. Ömer döneminde İslam coğrafyasının hızla genişlemesi, on binlerce insanın aynı anda İslam’ı benimsemesi, bu yeni Müslümanların eğitim sorununu beraberinde getirmiştir. Kur’an’ın nüzulü 23 sene sürüp sahabe tedricen Kur’an’la muhatap olup hayatını ıslah ederken bu insanlar birden dilini bile bilmedikleri bir kitapla karşılaştılar. Hayatlarında Kur’an’ın dolduramadığı boşluğu eski inanç ve örfleri doldurdu. Bir kısmı Kur’an’ı bu geçmiş tarihî arkaplanla anlayarak kendi inanç sistemlerine Kur’an’ı dayanak yaptı.
Hz. Ömer dönemi ve sonrasında İslam’ı iyi bilen sahabeler, savaş ve doğal ölümlerle hızla azalırken İslam’ı öğrenmeye muhtaç yüz binlerce insan Müslümanlaşıyordu.
Siyasi-itikadi mezheplerde geçmiş anlayışların tesirini görmek mümkündür. Hz. Ali’yi yarı ilah mesabesine yerleştiren anlayışta Zerdüştlükteki yarı tanrı kral anlayışını görmek mümkündür.
Aslında Arap örfünde rastlanmayan saltanat sistemi Emeviler tarafından Bizans’tan ithal edildi. Biladüşşam’da yoğun olan Hristiyan nüfusun iş bilir uzmanları, Emevi sarayında, bürokrasisinde istihdam edildi. Tıb, astronomi, matematik ve felsefeye ilgi, bu külliyatın Müslümanları etkilemesini de beraberinde getirdi. Vahdet-i vücut, tenasüh gibi anlayışlar Müslüman camiaya sızdı.
Tefsir, hadis ve tasavvuf külliyatında görülen İsrailiyat ve Mesihiyatın fazlalığı yabancı kültürlerin etkisini göstermesi açısından manidardır.
Sosyokültürel nedenlerin yanında coğrafyanın sebep olduğu farklılardan da bahsedilebilir. Arabistan’ın çöl ikliminin gerektirdiği giyim-kuşam, yeme-içme, geçim-üretim şekli ve sosyal ilişki tarzını, soğuk bölgelerde ya da muson etkisindeki bölgelerde sürdürmek mümkün değildir. Coğrafya farklılığı, fıkhi mezheplerin teşekkülünü etkilemiştir.

5.Kaynaklardan Kaynaklanan Sebepler
Kur’an’ın muhkem ve delalet-i kat’i olan ayetleriyle ilgili yapılan ve metni aşan yorumların sorumluları elbetteki insanlardır. Ancak delalet-i zanni olan birtakım ayetlerle ilgili farklı yorumların yapılması normaldir. Değişen şart ve durumlara göre bu ayetlerle ilgili farklı görüşler (mezhepler) olacaktır. Bu yorumlar Kur’an bütünü ile uyum içinde ve muhkem ayetlere isnat ediyorsa zaten problem yoktur. Tevbe suresi 60. ayette zekatın (sadaka) kimlere verileceği hususu gayet açıktır. Dolayısıyla Mecelle maddesinde olduğu gibi “Mevrid-i nassda içtihada mesağ yoktur.”
Her yörenin kendine has sosyal/siyasal sorunlarının olması muhtemeldir. Fıkhın ferdî ve kamusal hayatı düzenleyen kuralları şamil olduğu düşünülürse bu yöresel sorunlara çözüm bulma ihtiyacının olması da elzemdir. Kökeni Kur’an ve sünnette bulunmayan bu tür sorunlar Muaz bin Cebel rivayetinde belirtildiği üzere ‘rey’le çözülecektir. Rey alanında ise yukarıda sayılan nedenlerden dolayı ihtilafların olması kaçınılmaz olur.
Teşbih, mecaz, mesel ve istiare gibi söz sanatlarının Kur’an’da kullanılıp kullanılmaması, kullanıldı ise hangi anlamlara geldiği hususundaki anlaşmazlıklar selefiye, ehli hadis, müşebbihe, mücessime gibi kelami fırkaların oluşmasını etkilemiştir.
Kur’an birinci kaynak olması hususunda herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Ancak bazı ayetlerin neye delalet ettiği üzerinde ihtilaf olabilmektedir.
“Sünnet nedir? Hadis nedir?” gibi temel sorulardan başlamak üzere Hz. Peygamberden aktarılan miras üzerinde görüşleri ayrılıkları vardır. Mütevatir, ahad, sahih, hasen, zayıf hadisin ne’liği hakkında farklı görüşler ortaya atılmıştır.
Aynı şekilde “Rey, içtihat, kıyas, örf ve icmanın dindeki değeri nedir? Bir değeri varsa bunların şartları nelerdir” gibi sorular çerçevesinde farklı görüşler oluşturulmuş ve bu görüşler sistematikleştirilerek sonraki nesillere aktarılmıştır.
Kimileri bunları kabul etmeyip sadece rivayetlerle yetinirken kimileri ise geçmiş örfün Kur’an’da tamamen yok edilmediği, ıslah edilerek bir kısım örfün sürdürüldüğünü ortaya koymuştur. İçtihat Kur’an’da emredilen akletme ameliyesi ve Hz. Peygamberin uygulamalarıyla delillendirilmiş, kıyasın Kur’an’da ufalanmış kemiklerin nasıl dirileceğini soranlara cevaben Allah tarafından kullanıldığı zikredilmiştir. “Kupkuru yeryüzünü suyla dirilten Allah, ölüleri de diriltir.” (Bkz. Fussilet, 39)


b.Mezheplerin Sınıflandırılması
Genel kabul gören görüşe göre İslam dünyasında mezhepler üç ayrı grupta sınıflandırılırlar.
ı.Siyasi fırkalar/mezhepler: Şia, Hariciye gibi.
ıı.İtikadi fırkalar/mezhepler: Cebriye, Kaderiye, Mürcie, Mutezile, Eşariye, Maturudiye, Selefiyye gibi.
ııı.Fıkhi mezhepler: Hanefilik, Şafilik, Hanbelilik, Malikilik vb.
Bu sınıflandırmanın efradını cami, ağyarını mani bir sınıflandırma olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü itikadi olarak kabul edilen Şia’nın aynı zamanda fıkhi ekolleri/mezhepleri vardır. Siyasi kabul edilen Hariciliğin kendine has itikadi ve fıkhi yorumları vardır. İtikadi fırka Mutezilenin kendine has siyasi görüş ve eylemleri vardır. Bu sınıflandırmada esas alınan ortaya çıkıştaki önemli saikin hangi kategoride olduğudur. Şia’nın, Hariciliğin ortaya çıkışı siyasi bir olay üzerinedir.

c.İlk Dönem Ayrışma Örneği Olarak Ehl-i Hadis ve Ehl-i Rey
Ehl-i Hadis: Hadisleri mümkün mertebe yoruma tabi tutmadan ve kıyasa başvurmadan uygulamak, akli-edebi ilimlerden ziyade nakli ilimlerle ilgilenen akımdır. Bunlardan bir kısmı işi tamamen nakilciliğe dökmüş ve hadisleri anlama yönünde bir gayet göstermemişlerdir. Hasan-ı Basri, “Alimlerin maksadı riayet etmek, sefihlerin maksadı rivayet etmektir.” sözüyle bu tür kimseleri eleştirmiştir.
Ehl-i Rey: Kûfe merkezli, hakkında nass bulunmayan konularda belli metotlar uygulayarak (re’y) sonuca ulaşmayı ilke edinen ekol.
Her iki ekolün meselelere çözüm bulma yöntemi ve rivayetlere yaklaşımı farklıdır. Ehl-i Rey, genellikle mevaliden oluşuyordu ve Kufe, Peygamberin yaşadığı bölgeye uzaktı. Yabancı kültürlerle içli dışlıydılar. Karmaşanın belirleyici olduğu bir ortamda rivayetleri değerlendirme kriterleri farklıydı.
Hadisçiler, hadis tedvini ve yazımı hususunda iktidar tarafından teşvik edilirken Rey ehli genellikle muhalefet pozisyonunda idi.
Bu iki kaynaktan daha sonraları birçok mezhep sadır olmuştur. Mezhep taraftarlarının birbirlerine karşı tutumları genellikle sert olmuş zaman zaman aralarında çatışmalar meydana gelmiştir.
Siyasi iktidara yakın olan ve devlet kademelerinde kendilerine görev verilen mezhep halkta güç bulmuş ve daha kolay bir şekilde yayılmıştır. Siyasi iktidara muhalefet edenler ise zayıf kalmış bir kısmı ise tarih sahnesinden silinmiştir.

d.Mezheplerin Dindeki Yeri
Yukarıda zikredilen nedenlerden dolayı mezheplerin olmaması, insanların yeknesat bir şekilde düşünmesi mümkün değildir. Beşerin olduğu yerde mutlaka farklılaşma, mezhepleşme olacaktır. Müslümanlar da beşer olduklarına göre İslam’da da mezhepler kaçınılmazdır. Ancak var olan durum olması gereken durum da değildir.
Birbirlerini tekfir eden, birbirleriyle savaşan, Kur’an’da ve Peygamberin hayatında rastlanmayan umdeler ihdas eden mezhepler elbette olması gerenler değildir.
Müslümanlar arasında fırkaların çokluğu ve aralarındaki şiddetli rekabet ve geçimsizlik, Tirmizi’de geçen 73 fırka rivayetiyle izah edilmeye çalışılmıştır. Her fırka kendisini rivayette yer alan ‘fırka-i naciye’ olarak tanımlama eğilimindedir.
Bu rivayeti İbn Hazm zayıf olarak niteler. Eş’ari yokmuş gibi davranır, hiç bahsetmez. Abdulkadir el Bağdadi, Şehristani gibi isimler ise zamanlarındaki fırkaları 73’e tamamlamaya çalışmışlardır. Makrizi ise sadece 1’nin cehenneme gideceğini söylemektedir.
Mezhep kurucu kabul edilen alimlerin hiçbirisi kendisi kalkıp mezhep kurduğunu söylememiştir. Tersine serdettikleri görüşlerin kendilerinin ulaştıkları ve doğru kabul ettikleri görüşler olduğunu daha doğrusu getirildiğinde ona tabi olacaklarını ifade etmişlerdir.
Mezheplerin en büyük sorunu olan “taassup” sonraki nesiller tarafından ihdas edilmiştir. Zamanla mezhepler sanki birer dinmiş gibi algılanmaya başlanmıştır. Bir mezhebe bağlı olan biri başka bir mezhepten görüş aldığı zaman sanki farklı dine geçmiş gibi algılanmıştır.
Kitap ve sünnetle müçtehit arasında sanki engeller varmış gibi hükümler Kitap ve sünnete hiç bakılmaksızın öncekilerin sözlerinden hüküm çıkarılmaya çalışılmıştır.
Günümüzde de daha önceki müçtehidin sözünden değil öncelikle Kur’an ve sünnetten hüküm çıkarılmaya çalışılmalı, sonra müçtehidin sözüne müracaat edilmelidir. “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”
Geçmiş âlimlerin ortaya koydukları eserler önemlidir ve bizim için önemli ilmi, tecrübî kaynaklardır. Ama ne eserleri ne de kişilikleri kutsaldır. Doğruları alınmalı, yanlışlarından ise yüz çevirmeliyiz.
İçtihat kapısı kapalı kabul edilmiştir. Hanefi âlimlerden Davud b. Süleyman el-Bağdadi (1807–1881) “Kur’an-ı Kerim, umumi mezheplere uymayı açık bir şekilde ifade etmiştir. Hadis-i şeriflerde de durum böyledir... ... Bu zamanda mutlak müçtehitlik davasına kalkışan kimse hem diliyle hem de lisanı haliyle sanki şöyle demek istiyor: Bütün bu âlimler ve mukallitlerin aklı yok, aklı olan benim... Şüphesiz ki bu çılgınlığın ta kendisidir....”
İçtihat eden âlimlerin örfü devam ettirilseydi ve içtihat kapısı kapatılmasıydı yaşanan sorunlara çözüm bulmak kolaylaşacak ve İslam dışı Batılı akımlar bu kadar kolaylıkla İslam dünyasına yerleşemeyecekti.
Caferiye’nin içtihat kapısını kapatmayıp sağ müçtehitlere uyulması gerektiği yönündeki uygulaması diğer mezheplere de örnek olmalıdır.

-Dinde farklılık meydana getirecek cinsten ayrılıklar zaten mezhep diye isimlendirilmemelidir. Bunlar başlı başlarına dindirler. Nusayrilik, Dürzilik, Bahailik vb. akımlar İslam’ın ana ilkelerinde farklılaştıkları için İslam kabul edilemezler. Aynı şekilde bütün hayatı tazim etme iddiasındaki çağdaş akımlar da Kur’an’ın tanımına göre dindirler.
—Fıkıhta mezhepsizlik söz konusu olamaz. Çünkü amel edilirken bir yolun, yöntemin izlenmesi gerekir. İbadi ve ameli konularda kılı kırk yararcasına çalışan âlimlerin yolları takip edilebilir. Temyiz gücüne sahip olanlar şer’i delili en kuvvetli olanı tercih edebilir. Var olanların hiçbir izlenmiyorsa yeni bir mezhep izleniyor demektir.
—Mezhep farklılıkları Müslümanların diyalog kurmalarına birbirlerine iyiliği, hakkı, sabrı tavsiye etmelerine engel değildir.
-Subutı ve delaleti kat’i olan nasslarda birlik sağlanmalı. Tali konularda ise ulaşılan doğrular paylaşılır. Bu doğrular ilgi görmezse hesap görücü olarak Allah yeterlidir.
—Allah’ın bildirdiklerinin ne azına ne de çoğuna razı olmak mümkün değildir. Dinde eksiltme ve çoğaltma yapamayız.
—İslam akidesi berrak haliyle korunmalıdır. Bozuk akide üzerine yapılan ameller boşa çıkacaktır. Hz. Peygamber akide ve amel konularında neyi nasıl anlamış ve uygulamış ise biz de aynısını yapmalı, meselelere nasıl bakmışsa biz de aynı şekilde bakabilmeliyiz. Zanna binaen itikat oluşturulamaz. İtikada konu olan nassın hem sübutunun hem de delaletinin mutlaka kat’i olması lazım. Çünkü zan, şek ve şüphe üzerine itikat/iman olmaz. İtikat/iman kat’iliği kendi içinde mündemiştir.
—Gerek yaşayan gerekse tarih sahnesinden silinmiş mezheplerin parça doğruları Müslümanların yitik mallarıdır. Batılı düşünce ve akımlara karşı, Mutezilenin Yunan felsefesi başta olmak üzere dış saldırılara karşı İslam’ı savunması bizler için örnek alınabilecek önemli tecrübedir. Yine Haricilerin imam seçme hususundaki uygulamaları yararlanabilir niteliktedir.
—19. yüzyılda iyice tırmanışa geçen Batılı istila, Müslümanların kendi iç sorunlarını konuşmaları için zorlayıcı oldu. C.Afgani, R.Rıza, Meraği gibi Müslümanların başlattıkları karşılıkla anlayış ve müsamahakar davranış ilerletilmelidir.
—Tarih doğrusal olarak devam etmiyor. İslami fırka ve mezhepler arasındaki ilişkiler bazen iyileşiyor bazen ise kötüleşiyor. Samimi bir şekilde mezhepler, fırkalar ve cemaatler arasında ilişkiye ihtiyaç vardır. Mezheplerin birleştirilmesi fiilen mümkün olmamakla birlikte geçmişte Mahmut Şeltut ve Burucerdi önderliğinde yürütülen Daruttakrip benzeri çalışmalar en azından tarafların birbirlerini tanımaları için elzemdir.










 

Bu içerik 10233 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem