Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> İlk Kur’an Neslinin Mekke Örneğinden Çıkarılacak Dersler ve Mekke...

> Kur’an ve Sünnete Dayalı Sahih İslam Anlayışını, Her Şartta Taviz...

> Zulüm bataklığında çürüyüp toplumu da çürüten bir sistemin kurulu...

> Mü’minlerin, Ameller, Hayat Tarzı ve İtaat Alanında Bâtıl Olandan...

> Allah’ın Rahmetine ve Kurtuluşa, Ancak Kur’an’a Uygun Yaşayıp Tak...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   BASIN AÇIKLAMALARI  >  2009
 
Yemendeki Katliam Protesto edildi
Tarih: 23/11/2009
   


Yemen’de hükümet güçleri ve Suudi yöneticilerinin ortaklaşa yürüttükleri katliam Ankara Yemen Elçiliği önünde protesto edildi. İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı tarafından organize edilen basın açıklamasında Alper Tuna’nın açılış konuşmasının ardından, Bülent Uğur Koca konu ile ilgili basın açıklamasını okudu. Açıklamasının başında Emperyal projelerin İslam topraklarındaki kirli emelleri ve uygulamaları üzerinde duran Koca şöyle dedi: Halkına karşı zalim ve acımasız olan, fakat emperyalist güçlerin isteklerini harfiyen yerine getirmeyi kendileri için onur sayan bu yönetimler bugünde zulümlerini devam ettirmektedirler. Ne yazık ki Arap yarımadasının güney batısında bulunan ve halkı Müslüman olan 23 milyon nüfuslu Yemen’de bu makûs talihi paylaşmaktadır.

Yemen’de hükümet güçleri ve Suudi yöneticilerinin ortaklaşa yürüttükleri katliam Ankara Yemen Elçiliği önünde protesto edildi. İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı tarafından organize edilen basın açıklamasında Alper Tuna’nın açılış konuşmasının ardından, Bülent Uğur Koca konu ile ilgili basın açıklamasını okudu. Açıklamasının başında Emperyal projelerin İslam topraklarındaki kirli emelleri ve uygulamaları üzerinde duran Koca şöyle dedi: Halkına karşı zalim ve acımasız olan, fakat emperyalist güçlerin isteklerini harfiyen yerine getirmeyi kendileri için onur sayan bu yönetimler bugünde zulümlerini devam ettirmektedirler. Ne yazık ki Arap yarımadasının güney batısında bulunan ve halkı Müslüman olan 23 milyon nüfuslu Yemen’de bu makûs talihi paylaşmaktadır.

Bülent Uğur Koca'nın konuşması tekbir ve tevhid kelimelerinin yanında aşağıdaki sloganlar eşliğinde devam etti: "Kahrolsun Emperyalist Zalimler" , "Zulme Karşı Direneceğiz" "Kahrolsun İşbirlikçi Hainler" "İslami Direniş Katilleri Yenecek" "Müslüman Diren Kardeşine Sahip Çık" "Yemen Halkı Yalnız Değildir" "Kahrolsun Emperyalist ABD"

Konuşmasında özelikle mazlumların haklarına sahip çıkılması gerektiğine ve islam ümmetinin vahdetine ağrlık veren Koca şöyle devam etti: "Allah’ın bizim için seçtiği çizgilere ulaşmak için, mezhep, meşrep, gurup, hizp, çatıları altında sinsice oluşturulan bütün taasubi yaklaşımları reddederek, Allah’ın arzında Allah’ın kulu olarak yaşama bilincimizi Allah’ın kitabını hayatın bütün alanlarına hâkim kılma mücadelemizi ölüm bize gelene dek sürdüreceğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. "

Açıklamada bu konuda İslam ümmetinin sorumlulukları üzerinde de durularak şöyle denildi: "Bugün Yemen’de akıtılan kan Emperyalistlerden ve Siyonistlerden başka kimin işine yaramaktadır. Bu Müslüman kanıdır. Bu onların tadını çok iyi bildikleri bir kandır. Bugün ise malesef Yemen’de diktatör zalimlerin eliyle kardeşkanı akıtılmaktadır.Yemen’de akan kanı durdurmak Yemen’den çıkan bu fitne ateşini bir an önce söndürmek bunun için elimizden gelen çabayı sarf etmek biz dünya Müslümanlarının en önemli sorumluluklarındandır. Biz bu sebepten dolayı buradayız. Çünkü biz biliyoruz ki bugün üzerimize düşeni yapmazsak Yemen’den çıkan bu fitne ateşi bütün Müslümanları kapsar ve önüne geçilmez bir hal alır. "

Basın açıklaması Şuara suresinin 227. ayetinin hatırlatılmasıyla sona erdi.“Zulmedenler, nasıl bir inkılâp ile devrildiklerini çok yakında bileceklerdir.”

Basın açıklamasının ardından söz alan İLKAV Başkanı Mehmet Pamak şunları söyledi:

Sayın basın mensupları
Değerli kardeşlerimiz!
Bildiğiniz gibi 20.yüzyılda İslam coğrafyası işgal edildi. Büyük kısmı sömürge haline dönüştürüldü ve sömürgeciler terk ederken bölgeyi parça parça ettiler, neredeyse her kabileye bir devlet kurdurarak, yapay ulus devletler oluşturdular. Bu devletlere kendi işbirlikçilerini hâkim kıldılar. İşbirlikçilerinin yönetimlerinde emperyalist çıkarlarını sürdürmeye çalıştılar. İşte bu işbirlikçi yönetimlerin emri altındaki silahlı kuvvetlerle, ordularla mazlum halkları sürekli batı istikametinde yönlendirmeye, batı çıkarları istikametinde dönüştürmeye çalıştılar. Baskı ve yasaklarla, çok boyutlu zulüm ve katliamlarla Kur’an’dan uzak tutmaya, Resulün yoluna uzak düşürmeye çalıştılar.

Montesque’nün bir sözünü hatırlayalım, diyor ki, “az gelişmiş ülkeler kendi ordularının işgali altındadırlar”. Bu tespitin ne kadarda isabetli olduğunu, İslam coğrafyasındaki vakıayı gözden geçirdiğinizde, her bir ülkeye ayrı ayrı baktığımızda açıkça görüyoruz. Bu işgalin varlığı, kimi yerde doğrudan doğruya askeri işgaller ve yol açtığı baskılar, yasaklar, katliamlar, işkencelerle gündeme geliyor. Kimi yerlerde ise, ideolojik, kültürel, siyasi işgaller, baskılar, yasaklar, zulümler şeklinde tezahür etmektedir. Yemen’de, Suudi Arabistan’da uzun süredir batı işbirlikçiliğinin ve despotizmin yol açtığı bir ideolojik kuşatma vardı. Batı çıkarlarını temsil eden yönetimlerin baskısı ve zulmü vardı. Şimdi katliama dönüştü ve mazlum sivil halkı, kadın, çoluk-çocuk, ihtiyar ayırmadan katletmeye yönelik zulümlerle eziliyor. Yemen ve Suudi silahlı güçlerinin birlikte yürüttükleri saldırılarda uçaklarla gerçekleştirilen bombalamalarla acımasız katliamlar gerçekleştiriliyor.

Kardeşlerim!
Ne acıdır ki, İslam coğrafyasının pek çok yerinde aynı acının, aynı ıstırabın, aynı katliamların yaygın olarak yaşandığını yüreğimiz yanarak tespit ediyoruz. Mısır’da aynı şeyi görüyoruz, aynı despot diktatör yönetimleri görüyoruz. Yani kendi ülkelerini işgal altında tutan, batının kültürünü kendi ülkelerindeki halklara dayatmaya çalışan orduları komuta eden işbirlikçi yönetimler Mısır’da firavuni yönetimlerin baskısı, yönlendirmesi altında büyük ve yaygın zulümleri yıllardır sürdürüyorlar. Pakistan’da Swat vadisinde daha geçen aylarda başlatılan katliamlar halen sürüyor. Evet, Swat’ta da sivil, kadın, çocuk ayırmadan büyük katliamlar yapıldı, milyonlarca insan göçe zorlandı. Swat vadisindeki katliam neyse Yemen’deki katliam da odur. Evet, Pakistan’da, Afganistan’da kadınlara, çocuklara, sivillere, mazlum silahsız halklara insansız uçaklarla bomba yağdıran Amerikalı teröristler ve işbirlikçi Pakistan ordusunun yaptığı katliamlar neyse, Yemen’de, Suudi Arabistan’da mazlum halka, sivil insanlara, kadın çoluk çocuklara, yaşlılara yönelen katliam aynıdır. Tüm onurlu insanların bütün bu katliamlara karşı çıkması insani sorumluluklarıdır. Biz Müslümanların ise hem insani, hem de İslami sorumluluğumuzdur.

Gazze’de, Sabra-şatilla’da da, Cenin’de, Beyt-Hanun’da yapılan katliamlar, Siyonist işgalin terörü olarak on yıllardır sürdürülüyor. Onun yanında Pakistan’da, Mısır’da, Suudi Arabistan’da Yemen’de aynı zulüm ve katliamlar sürüyor. Türkiye’de bu tür zulüm ve katliamların yapıldığı bir ülke biliyorsunuz. Mesela işte bu günlerde tartışma konusu olarak yeniden gündeme gelen Dersim katliamı. Mesela Şeyh Sait hareketi çevresinde sürdürülen katliamlar. Seyit Rıza’nın ölüme giderkenki sözünü hatırlayın “evladı Kerbelayık, bi hatayık, ayıptır, zulümdür, cinayettir”. Onu asan zalimler bile onun bu sözünü etkilendiğini ifade ederek aktarıyorlar. Evet, Dersimde yaşayan, Seyit Rıza’nın çevresindeki sivil halk, binlerce on binlerce kadın çoluk-çocuk uçaklarla bombalanarak, zehirli gazlar atılarak katlediliyorlar. İşte o bombaları atan uçağın pilotunun ismi bugün taltif edilerek havaalanına veriliyor, katliamı bir daha onaylarcasına failler onurlandırılıyor. Despot General Muğlalı’yı hatırlayın. Muğlalı’nın yaptığı katliamı, 33 kurşunu hatırlayın. Aynı şey yapılıyor ve o otuz üç masum insanı katletmiş Muğlalı’nın ismi bugün askeri kışlaya veriliyor. Maalesef bütün bunlar, zalimlerin egemen olduğu dünyada, özellikle emperyalizmin ve işbirlikçilerinin egemen olduğu İslam coğrafyasında sürekli yaşanan olaylardır. Merhum Şeyh Sait kıyamı bildiğiniz gibi tahrik edilmiştir, provoke edilmiştir ve İstiklal mahkemelerinin ideolojik siyasi kararlarıyla katliamlar gerçekleştirilmiştir. Şeyh Said’in söylediği şudur “benim Kur’an’ın, İslam şeritanın hâkimiyetiyle adaleti ikame etmeye çalışmaktan başka bir amacım yoktur”. Yani Kur’an’ın hâkimiyetini istediği, Rabbim Allah’tır dediği için, tıpkı yemendeki mazlum halk Kur’an’ın hâkimiyetini istediğinde başına ne geliyorsa on yıllar önce aynı katliamlarla muhatap kılınmıştır. Diyarbakır’da, Van’da, Ağrı’da, Dersim’de yaşanan katliamlar, on binlerce kadın, çocuk sivil insanın acımasızca katledilmesi hep bu sebeple yapılmıştır, mazlum halkların Kur’ani hayat talepleri, ya da adalet ve özgürlük talepleri hep kanla bastırılmaya çalışılmıştır.

Emperyalist askeri işgallere ya da yerli işbirlikçilerin despot oligarşik, monarşik yönetimlerin ideolojik, siyasi işgal, baskı ve zulmüne muhatap mazlum halklar, “biz Kuran’ın hakimiyeti altında insanca, Müslümanca, özgürce ve adaletle muamele görerek yaşamak istiyoruz” diyorlar. Askeri ve ideolojik, kültürel işgaller sona ersin, baskı ve zulümler kalksın diyorlar. Despot oligarşik yönetimler, baskıcı yönetimler son bulsun diyorlar, bunun için katlediliyorlar ve bunun için geçmişte katledildiler. Bu gün okullarımızdan camilerimize kadar ideolojik işgal yok mu? Camilerin tepelerine “ordumuza şükran borçluyuz”, “ne mutlu Türküm diyene” diye resmi ideoloji mahyaları asılmıyor mu? Aynı resmi ideoloji, camilerde, hutbelerden, vaazlardan, minarelerin tepesinden dayatılmıyor mu? Yani Türkiye’de de bir ideolojik işgal var. Başka ülkelerde askeri işgaller var. Pek çok yerlerde katliamlar var, geçmişte Türkiye’de yapıldığı gibi. Yani bütün İslam coğrafyasında Kur’an’ın hâkimiyetinde özgürce müslümanca insanca yaşamak isteyenler, adalet talep edenler, baskılara yasaklara işkencelere itiraz edenler hep baskılarla, katliamlarla, yeni yasaklarla muhatap kılınıyorlar.

Kardeşlerim!
İslam coğrafyasının bütün halkları bu oyunu görmeli, bütün bölge halkları, din, mezhep ve ırk ayrımı gözetmeden bütün ezilen halklar el ele vermeli, ezilen halklar birleşmeli, ittifak etmeli ve bu bölgedeki emperyalist işgallere, Pakistan’daki, Irak’taki, Afganistan’daki Çeçenistan’daki askeri işgallere ve diğer ülkelerdeki ideolojik işgallere karşı omuz omuza vermelidirler. Birlikte mücadele verilmeli, birlikte adalet ve özgürlük mücadelesi verilmeli, bölgenin bağımsızlaşması için, halkların ve insanların özgürleşmesi için birlikte çaba gösterilmelidir. Bölge bağımsızlaştığı ve özgürlük geldiği zaman, farklı dinlerin, ırkların, mezheplerin müntesipleri, bütün bölge halkları, bütün ezilen halklar iyi komşuluk ilişkileri içinde, barış içinde bir arada yaşama imkânını kendileri bizzat oluşturmalıdırlar. Bu bütün bölge halklarının ihtiyacıdır. Bütün bölge halkları böyle bir sonuca ulaşabilmeleri için birlikte olmak, dayanışmak, emperyalizme ve yerli işbirlikçi despot rejimlere oligarşilere monarşilere krallıklara karşı birlikte bağımsızlık, adalet ve özgürlük mücadelesi vermek ve onları def etmek zorundadırlar.

İnşallah Rabbimiz bu anlamda bir birlikteliği, bu anlamda bir dayanışmayı hepimize nasip eder. Şunu bilmemiz gerekiyor, Kur’an’ın hâkim olmadığı hiçbir yerde, asla gerçek bir adalet sistemine ulaşılamaz. Müslüman olmayanların bile adaletle muamele görecekleri, özgürce, iyi komşuluk ilişkileri içerisinde, barış içinde yaşayabilecekleri adalet ve özgürlük vasatını, ancak bütün insanların yaratıcısı olan Allah’ın idirmiş olduğu Kur’an sağlayabilir. Dolayısı ile Kur’an’ın hâkimiyeti sağlanmadıkça, gerçek anlamıyla özgürleşmek, onur kazanmak, insanlık onurunu yüceltmek ve sahici bir biçimde adaletle muamele görmek mümkün değildir. O zaman, bütün bölge halkları, hangi dinin, hangi mezhebin, hangi ırkın müntesibi olurlarsa olsunlar, Kur’an’ın hâkimiyetinde ortaya çıkacak bu adalet ve özgürlük sistemini oluşturmaya katkı sunmalıdırlar. İnşallah Rabbimiz böyle hayırlı ve razı olacağı bir sonuca hepimizi vesile kılar.

 

 

 












 





 

İLMİ VE KÜLTÜREL ARAŞTIRMALAR VAKFI BASIN AÇIKLAMASI'NIN TAM METNİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Emperyalist batı güçleri özellikle yirminci yüzyılın başlarında uzun çalışmalar neticesinde İslam dünyasını “böl, parçala, yönet” taktiğiyle parça parça bölmüş ve bölünen her bir parçaya kendilerinin razı olduğu fakat bölge halkının ve hakkın asla razı olmadığı yönetimleri getirmişlerdir. Halkına karşı zalim ve acımasız olan, fakat emperyalist güçlerin isteklerini harfiyen yerine getirmeyi kendileri için onur sayan bu yönetimler bugünde zulümlerini devam ettirmektedirler. Ne yazık ki Arap yarımadasının güney batısında bulunan ve halkı Müslüman olan 23 milyon nüfuslu Yemen’de bu makûs talihi paylaşmaktadır.


 

Yemen yönetimi ülkenin Suudi Arabistan sınırındaki Saade bölgesinde yaşayan, Amerika ve İsrail karşıtı söylemleri ve eylemleriyle tanınan Müslüman Hüsi kardeşlerimizi sindirmek için, 2004 yılından bu yana, çeşitli operasyonlar düzenleyerek binlerce sivili katletmiştir. Son aylarda İslami Husi direnişine güç yetiremeyeceğini anlayan Yemen yönetimi, komşusu ve ortağı Suudi Arabistan’la da anlaşarak katliamlarını daha da arttırmıştır. Dünya müstekbirlerine, emperyalist batının sömürü düzenine, küfür ve şirkine bir gün olsun itiraz etmeyen Suud yönetimi, sözde ulemasına “Yemenli Husiler fasiddir müfsiddir” fetvası çıkarttırmak suretiyle bomba yüklü uçaklarını Müslüman halkın üzerine göndermekten çekinmemiştir.

Suudi savaş uçakları tıpkı Siyonist İsrail’in Gazze’nin masum halkı üzerine düzenlediği saldırılar gibi,sivil halkın üzerine fosfor bombaları yağdırarak,binlerce masum insanın katledilmesine sebebiyet vermiştir. Bugün dahi Suudi Kuvvetleri havadan ve karadan Yemen içlerine 10 km kadar girerek tampon bölge oluşturma amacıyla saldırılarını devam ettirmektedir. Kızıl deniz kıyısında bulunan “midi” limanı Suudiler tarafından abluka altına alınmıştır. Midi limanında ablukaya alınmasıyla güneyde yemen güçleri, kuzeyde Suudi ordusu ile kuşatılmış olan halk, açlık ve yoksulluk içerisinde bütün dünyadan tecrit edilmiş bulunmaktadır.

2000 yılından bu yana tutuklamalarla, işkencelerle, suikastlerle baskı ve sindirme politikalarına tabi tutulan kuzey yemen halkı, yer yer yapılan anlaşmalarla taleplerini dile getirmişlerdir. Kendilerinin dünya kamuoyuna isyancı milisler olarak takdim edilmesini eleştiren liderler, asla savaşmaktan yana olmadıklarını, Yemen hükümetinden meşru haklarının dışında hiçbir taleplerinin olmadığını, isteklerinin yalnızca tutukluların serbest bırakılması, yıllardır süregelen saldırılarda zarar gören Müslümanlara tazminat ödenmesi, herkese düşünceyi ifade hürriyetinin tanınması ve yemen ordusunun çatışmaların başladığı 2004 tarihi öncesindeki mevzilerine çekilmesini olduğunu her defasında ifade etmektedirler.

Kuzey Yemen’de baskılara ve dikta rejimine karşı, direnen Müslüman halkın Zeydi mezhebine mensup olmaları, emperyalistlerin bölgedeki oyunlarını farklı zeminlere çekme çabalarını da körüklemiştir. Irak’taki İslami direnişte Şii - Sünni ihtilafını körüklemek için vahşice planların ve organizasyonların altına imza atan ABD ve yandaşları, Yemen’de Kur’an-ı hayata hâkim kılmaya yönelik yürütülen İslami direnişi de mezhep kavgaları zeminine çekerek, şeytani hilelerle boğmaya çalışmaktadır.

Oysaki İslami bir yaşantıyı şiar edinen, Filistin direnişini kendilerine rehber edinen Yemenli Müslüman zeydi kardeşlerimize zulmeden, onları katleden devletin başındaki kişi de kendini zeydi mezhebine nispet etmektedir. Kısacası Emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda Bölgede ciddi bir kaos oluşturulmak istenmekte ve bunun için bütün şer güçler seferber edilmektedir. Kuzey yemende direnen Müslümanların lideri Abdulmelik el Husi bu konuda söyle sesleniyor : “ İçinde yaşadığımız bu dönem, vahdeti, kardeşliği, dayanışmayı, yardımlaşmayı esas almayı ve mezhebi çizgilerini aşarak tüm Müslümanları kapsayacak Allah’ın bizim için seçtiği çizgilere ulaşmayı gerektiriyor. Çünkü mezhepçilik ve taassup, ümmetin gerçek düşmanlarının elinde bir kart haline geldi. Onlar, bu kartı kullanarak ümmeti parçalamak istemekteler.” Bizlerde Yemendeki kardeşimizin bu sözlerine tamamen katılıyor ve bu vesileyle Allah’ın bizim için seçtiği çizgilere ulaşmak için, mezhep, meşrep, gurup, hizp, çatıları altında sinsice oluşturulan bütün taasubi yaklaşımları reddederek, Allah’ın arzında Allah’ın kulu olarak yaşama bilincimizi Allah’ın kitabını hayatın bütün alanlarına hâkim kılma mücadelemizi ölüm bize gelene dek sürdüreceğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz.

Yemen’de son birkaç aydır 200 bin civarında masum sivil halk mülteci durumuna düşürülmüştür. Bu nedenle Yüzlerce kişinin açlıktan gıdasızlıktan ve sağlık hizmeti alamadığından öldüğü tahmin edilmektedir. Sivil yerleşim bölgelerine yaptığı bombardımanlarla sivil halkı hiçe saydığını açıkça gösteren Suudi yönetimi, daha da ileri giderek, yeni gelecek olan sığınmacılara da sınırı kapattığını duyurmuştur. Kendilerini hadim ul Haremeyn diye tanımlayan ve şu günlerde binlerce hacıya ev sahipliği yapmakla şeref duyduğunu iddia eden Suudi yöneticilerin bu tutumları, İslam inancı ve ahlakıyla asla bağdaşmadığı gibi, insani değer ve ölçülerle de bağdaşmamaktadır.

Bizler Yemen elçiliği önünde kendi halkını katleden Yemen yöneticilerine sesleniyoruz. Ve diyoruz ki:

Biz Yemenli çocukların kavruk bedenlerini gördük.

Biz Yemenli anaların, yavrularının cansız bedenlerini kucaklarına alarak kollarını açıp Âlemlerin rabbine yakarışlarına şahit olduk.

Biz masum yemen köylülerinin kardeşlerinin evlatlarının yanmış cesetleri başınca çaresizce çırpınışlarına şahid olduk.

Bu utanç verici tablo karşısında bizim vicdanlarımız sızladı. Bizim yüreğimiz yandı. Daha fazla çocuğun katledilmemesi için, Mazlum insanların kanının dökülmemesi için kapınıza dayandık. Ve soruyoruz; Bu katliamları gerçekleştirirken seyrederken kavrulmuş bedenlere bakınca sizin yüreğiniz yanmıyor mu? Mazlumun ahını almanın ne büyük suç olduğunu unuttunuz mu? Rabbimiz Allah’tır diyen bu insanları hangi hakla katlediyorsunuz?

Biz acı çeken bir ümmetiz. Biz günbegün evlatlarını toprağa veren bir ümmetiz. Bizim çocuklarımız, bizim yiğitlerimiz, Filistin’de. Irak’ta Afganistan’da Çeçenistan’da ve dünyanın birçok yerinde emperyalistlerin ve Siyonistlerin işgalleri ve kirli emelleri uğruna bir bir toprağa düşüyorlar. Bizim bacılarımız hapishanelerde necis işgalci askerlerin tecavüzlerine maruz kalıyorlar. Buna rağmen kendini islam’a nispet eden yemen hükümeti ve Suudi yöneticileri İslam ümmeti işgal altında inlerken, niçin emperyalist işgalcilere değil de “Rabbim Allah’tır” diyen “Allahu Ekber” diyen, “Kahrolsun Amerika”, “Kahrolsun İsrail” diyen, bizim öz kardeşlerimizi bombalıyorsunuz. Siz kimden yanasınız!

Bugün Yemen’de akıtılan kan Emperyalistlerden ve Siyonistlerden başka kimin işine yaramaktadır. Bu Müslüman kanıdır. Bu onların tadını çok iyi bildikleri bir kandır. Bugün ise malesef Yemen’de diktatör zalimlerin eliyle kardeşkanı akıtılmaktadır.Yemen’de akan kanı durdurmak Yemen’den çıkan bu fitne ateşini bir an önce söndürmek bunun için elimizden gelen çabayı sarf etmek biz dünya Müslümanlarının en önemli sorumluluklarındandır. Biz bu sebepten dolayı buradayız. Çünkü biz biliyoruz ki bugün üzerimize düşeni yapmazsak Yemen’den çıkan bu fitne ateşi bütün Müslümanları kapsar ve önüne geçilmez bir hal alır.

Bundan dolayı bizler Yemen’de sürdürülen katliama en kısa zamanda son verilmesini, akan kanın bir an önce durdurulmasını, Suudi askerlerinin derhal bölgeden çekilmesini, insani yardım kuruluşlarının bölgeye giderek acıları bir nebze de olsa hafifletme çabası içine girmelerini öneriyoruz. Bölgedeki savaşın iki tarafında aleyhine olduğunu dile getiren Yemenli Husi kardeşlerimizin yaptıkları açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, barış girişimlerini destekleyeceklerine ve akan kanı durdurmak için ellerinden geleni yapacaklarına da inanıyoruz.

Fakat bu güne kadar çeşitli hesaplarla barış girişimlerine gölge düşürenler, anlaşmaları tek taraflı fes edenler ve ahitlerine vefa göstermeyenler bilmelidirler ki bizler yaşanan bu zulmün canlı şahitleriyiz. Unutulmamalıdır ki mazlumun dini sorgulanamayacağı gibi zalimin dini de sorgulanmaz. Bizler dinimizi stratejik hesaplara, günü birlik politikalara alet etmeden, zulüm kimden gelirse gelsin karşı durmakla, mazlum kim olursa olsun yanında olmakla emrolunduk. Muhakkak Allah bu zulümlerin hesabını bir gün soracak ve hiç bir şey gizli kalmayacaktır. Zulümlerinde ısrar edenler, Müslüman kanı akıtmaktan vazgeçmeyenler, zalimler safındaki yerlerini almışlardır. Bu vesileyle Allah’ın arzında taht kuran, dünyanın bütün zalim ve müstekbirlerini, korku ve endişeden ayaklarının bağını çözüleceği Kur’ani bir Hakikatle uyararak açıklamamıza son veriyoruz.

“Zulmedenler, nasıl bir inkılâp ile devrildiklerini çok yakında bileceklerdir.” (eş-Şu'arâ 227)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu içerik 1406 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem