Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> ŞİİSİYLE SÜNNİSİYE BÜTÜN EKOLLER, BÜYÜK ORANDA TARİHSEL SÜREÇTE Ü...

> MÜCAHİD LİDER ÖMER MUHTAR´IN ŞEHADET YILDÖNÜMÜ ...

> İslam’ı isteyince, hemen çağrıldım istifaya!...

> Kur’an’da Müslim Olmanın Temel Şartları -II-...

> Umutsuzluk Yok, Mücadeleye Devam...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA KONFERANSLARI  >  2010
 
Oligarşik Diktatörlük ve Ezilen Çocuklara Ağlama Günü...
Tarih: 24/04/2010
   


İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, 23 Nisan 2010 tarihinde İLKAV konferans salonunda yaptığı Cuma konferansı sunumunda şu konulara değindi:

İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, 23 Nisan 2010 tarihinde İLKAV konferans salonunda yaptığı Cuma konferansı sunumunda şu konulara değindi:

23 Nisan Neyin Bayramı? Halkın egemenliği ve çocukların bayramı iddiası doğru mu?

23 Nisan’da ne olmuş? TBMM’nin Ankara’daki açılışı gerçekleştirilmiş. Gelin bu açılış gününe gidelim ve neler yaşandığına bir bakalım. Hacı Bayramda Camiinde Cuma namazı kılıyorlar ondan sonra çıkıp hep birlikte tekbirlerle, tehlillerle ve Peygamberimizin sancağını önde taşıyarak meclise kadar yürüyorlar. Ve devamında bu sancağı kutsal bir sembol olarak kürsüye yerleştiriyorlar ve Kur’an okuyorlar. Hatimler indiriliyor, Kur’an hatminin yanında hurafe olarak da Buhari hatimleri bile indiriliyor. Meclis başkanın arkasına denk gelen duvara Şura Suresinin “Onların işleri aralarında şura iledir” ayeti asılıyor. Konuşmalar besmele ve Allah’a hamd ile başlıyor. İşte Meclis böyle açılıyor, ama bir süre sonra ülke yönetimini ele geçiren oligarşi tarafından bu ülkenin halkları tehdit ve düşman ilan ediliyor. 23 Nisan’a “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” deniliyor.

Halkın Egemenliğimi Oligarşik Diktatörlük mü?

Ulusal egemenlik derken, aslında halkın egemenliğinden bahsediyor gibi yapmalarına ve “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözünü öne çıkartmalarına rağmen, kayıtsız şartsız egemenliği oligarşik bir güce veriyorlar. Yani o günkü subay kadrosunun öncülüğünde bir oligarşik güç oluşturuyorlar. Despot diktatör, halka tepeden bakan, halkı aşağılayan, horlayan, halkın yaşam tarzına yabancı bir kadro, hakkın hâkimiyetine karşı çıkıp halkın hâkimiyetini ihdas edeceğini söylüyor, ama onu da yapmıyor, oligarşinin hâkimiyetini tesis ediyor. Kemalist sistem kurulduğundan bir süre sonra halkın büyük kısmını tehdit ve düşman ilan ediyor. İslami kimlik ve ümmet bilinci ilk tehdit ve düşman olarak belirleniyor. İslam şeriatı ilk tehdit ve düşman ilan edilmişti. Hâlbuki Rabbimiz “Sonra senide emrimizden bir şeriat üzere kıldık o halde ona uyun bilmeyenlerin hevasına uymayın “ buyuruyordu. Yeni sistem bilmeyenlerin hevasını tercih ediyor, zanlar hevalar ilahlaştırılıyor, üstelik Şura suresi ayetini oraya asıyorlar. Aynı surenin başka bir ayetinde ne diyor Rabbimiz; “Yoksa Allah’ın dinde izin vermediklerini sizin için şeriat haline getiren ortaklarınız mı var?” diye soruyor. Evet, tam da bu ayetin uyardığı gibi yaparak ortaklar ihdas ediyorlar Allah’a. Yani Allahın hükümlerine rağmen hüküm koyma yetkisini kendinde gören, kendini ilahlaştırılan bir kurum haline getiriyorlar oligarşinin tahakkümü altındaki TBMM’ni ve tabii ki esasta oligarşiyi.

Türk ulusalcılığı, Atatürkçülük ve pozivitizmin karışımından bir resmi ideoloji oluşturuyor ve bu ülkenin insanlarına dayatıyorlar. Türk ulusalcılığı resmi ideoloji ve din haline getirilince, bu sefer Türklerden sonra kalabalık nüfusu oluşturan Kürt halkı sebebiyle, Kürt kimliğini ve Kürt ana dilini tehdit ve düşman ilan ediyorlar. Bunun üzerine asimilasyon başlıyor ve on binlerce insan, haksız yere zulme uğruyor, katlediliyor. Seküler bir sistem zorla kabul ettirilmeye çalışılıyor. Zaten biliyorsunuz harbiye marşında “Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti” deniyor. Evet, kanla kurdukları doğru ama irfan hiç bu ülkenin sisteminin içine girmedi. Ama bu sistemi kabul ettirmek için çok kan döktüler. Büyük acılar çektirdiler, yaygın zulümler yaptılar ülke halklarına. Üstelik “Halka rağmen halk için” diye bir slogan da üretildi biliyorsunuz. “Halk cahildir, halk kendisinin menfaatinin nerede olduğunu bilmez, kendisi için neyin hayırlı olduğunu akledemez, halka rağmen ama halk adına tercihleri biz yapacağız.” dediler. Ondan sonra da utanmadan halkın egemenliği yalanını söylemeye devam ettiler.

Şirke, cahiliyeye dayalı anayasalar yapıldı sürekli. Darbecilerin halka rağmen yaptıkları anayasalar ülkenin insanlarına dayatıldı. Bu ülkede hiçbir zaman halkın sözü geçmedi. Zalim oligarşilerin egemenliği söz konusu oldu hep ve halk sürekli ezildi, horlandı.

Kardeşlerim!

Ulusal egemenlik adı altında nasıl bir despotizmin süregeldiğini hepimiz yaşayarak biliyoruz. Ulusal egemenlik ya da halkın egemenliği dedikleri şeyin fasa fiso olduğu herkes tarafından yaşanarak bilinen bir gerçeklik olmayı sürdürüyor. Hakkın egemenliğine son verip hevanın egemenliğini esas alma yanında, halkın egemenliği yalanı altında oligarşik despotizmi egemen kıldılar. Hep yalan söylediler. Halkı aldattılar. Hep oligarşik bir zümrenin baskıcı dikdatörlüğü söz konusu oldu. Gerçekten de halka yönelik çok büyük zulümler yapıldı. Kürt, Türk, Arap, Roman, Sünni, Alevi herkes ezildi, horlandı, sömürüldü, işkence gördü, hakları gasp edildi.

Böyle bir ülkede Çocuk bayramımı kutlanmalı yoksa ezilen sömürülen tecavüze uğrayan zihinleri işgal edilen fıtratları bozulan çocuklara mı ağlanmalı?

İşte “Halkın ya da ulus’un/’millet’in egemenliği “ yalanı böyle bir zeminde, böyle zulümlerle sürdürüldü. Şimdi de “Çocuk Bayramı” olma yalanı altında aslında bu ülkenin çocuklarına ne büyük zulümler yapıla geldiğinin üzerinde duralım. Bu ülkenin ezilen, horlanan ve harcanan çocuklarından bahsedebiliriz. Bu ülkede milyonlarca çocuk harcandı, ezildi. Her şeyden önce öğütüm sistemine dönüştürülen eğitim sisteminde esir alındı çocuklarımız. Zihinleri resmi ideoloji ile işgal edildi, ruhları kirletildi, fıtratları bozuldu. Sözde çocuk bayramı olduğu iddia edilen bugün de bile çocuklara zulmediliyor. Şu an da zorla çocuklar götürülüyor ve resmi ideolojiye bağlılığa zorlanıyorlar.

Bu ülkede “Sokak Çocukları” diye bir kavram üretilmiştir. “Tinerciler” diye nitelendirilen çocuklar vardır. Hâlbuki bu o çocuklar, fıtraten tertemiz olarak emanet edilmişlerdi. Bu duruma getirilmelerinden bu ülkedeki yöneticiler mesuldürler. O çocukları Kemalist sistem tinerci yaptı, sokak çocuğu yaptı. Ondan sonra da utanmadan çocuk bayramı kutlamaları yapılıyor. Hangi çocuk bayramı? Çocuklar nasıl bir zulüm altındalar yıllardır? O çocuklar nasıl tinerci oldular? Nasıl sokak çocuğu oldular? Çocuk yaşında karın tokluğuna çalıştırılan on binlerce çocuk var. İstismar edilen, sömürülen, tecavüze uğrayan, çocuk pornografisinde taciz edilen çocuklar kimin eseri? Bunları niye önlemiyorsunuz? Mendil satmaya zorlanan çocuklar niye sokaklarda? O çocuklar çok mu zevk alıyorlar bunu yapmaktan? Trafiğin ortasında, her an bir araba çarpacak bir zeminde bir tane mendil satıp da evine bir şey götürebilme telaşında ve belki de onu kullananlara, istismar edenlere bir şeyler götürecek... Neden bunun önlemi alınmaz? Neden adaletle o çocuklar korunmaz? Neden merhametle kuşatılmaz? Neden merhametle o çocuklara kendilerini geliştirebilecekleri eğitim ortamları hazırlanmaz?

Kürdistan bölgesinde birçok çocuk neden dağa çıkmaya zorlandı? Dağa çıkmak kolay mı zannediyorsunuz? Kim keyfi olarak dağa çıkar? O çocukların hepsi bizim çocuklarımız, o çocukları dağa çıkaranlar utanmalıdır. Bu büyük ifsadı gerçekleştirenler, büyük zulümlerle bu sonuca yol açanlar, ahlaksızdırlar, hukuksuzdurlar, zalimdirler, işkencecidirler. Dağdaki çocuklar bizim çocuklarımız. Çoğu Müslüman halkın, dindar ailelerin çocukları. O çocukları dağlara çıkmaya zorlayarak, sosyalistleştiren, ulusalcılaştıran, dininden koparan, İslami kimlik, değer ve ahlakından koparan, o çocukları ölmeye, öldürmeye zorlayan bu günkü egemen Kemalist sistemdir ve yaptığı zulümlerdir. Tüm bu sonuçlara yol açan Terör estiren, zulmeden, işkence yapan sistemdir. Diyarbakır cezaevinin duvarlarının dili olsaydı da konuşsaydı. Ne zulümler, ne işkenceler yapıldı? Masum insanlara nasıl pislik yedirildi, nasıl ağır işkenceler altında nasıl zulümler yapıldı? Oraya giren insanlar oradan çıktıktan sonra soluğu dağda almak zorunda kaldılar. Yani bir nevi dağa adam yetiştirecek merkezler olarak kullanıldı oralar. Bütün bu zulümlere itiraz etmemiz lazım, ülkenin tüm mazlum çocuklarının hukukunu savunmamız lazım. Bizim yüreğimiz sistemin çok boyutlu zulümleriyle ezilen, horlanan bu ülkenin tüm çocukları için atmalı.

Kardeşlerim!

Her türlü sömürü, asimilasyon, taciz, işkence muhatabı kılındı bu ülkenin çocukları, bunu bilmemiz ve bu büyük ve yaygın zulmü defedecek, mazlumların haklarını savunacak çabalar göstermemiz lazım. Kürt halkının çocukları, sırf taş attıkları için terörle mücadele kanunundan yargılanıyorlar. On beş yıla kadar ceza alan çocuklar var ve bunu AKP iktidarı çıkarttı. Maalesef terörle mücadele kanununa soktu taş atan çocukları. Şimdi de düzeltmeye çalışıyor kendi yaptığını. Generaller, Albaylar, Subaylar utanmadan camileri bombalamak için, müzede bomba patlatıp çocukları katletmek için proje yapıyor plan yapıyorlar. Onlar serbest ya da koruma altındalar, ama taş atan çocuk on beş yıla mahkûm ediliyor. İşte Kemalist sistemin adaleti… İşte çocuk bayramı kutlayarak zulümlerini örtmeye çalışan ülkenin hukuk anlayışı bu. Hatırlayın bu ülkede Baklava çalan çocuğa on iki yıl verdiler, ama bankaları batıranlar serbest kaldılar. Ve bakın hala yüz milyar dolar istiyorlar. Bankaları batırarak fakir halkın yüz milyar dolarını çalanlar hep desteklendiler, korundular. Emekli generaller, batan bankaların yönetim kurullarında yer aldılar. Neden? Tabii ki, nüfuz ticareti ve dönen çarka şemsiyelik yapmak için.

Bu ülkeyi ne hale getirdiklerini görmemiz gerekiyor? Uğur Kaymazlar, Ceylan Önkollar, nasıl ve neden katledildiler? Ceylanı biliyorsunuz, kırda hayvan otlatmaya giden, bizim çocuğumuz, kızımız, yavrumuz, tertemiz, Allahın emanet ettiği bir çocuktu. Ne günahı ve suçu vardı? Allahtan korkmazlar onu füze ile parçaladılar. Şimdi de örtmeye kalkıyorlar. Devletin bölünmez bütünlüğü putu adına, resmi ideoloji putları adına, ha bire ülkenin insanları, çocukları katledildi 85 yıldır. Unutturulan ötekileştirilen, cezaevlerinde çürütülen, ümitleri gelecekleri karartılan çocuklarımızı düşünelim.

Başörtüsü sebebi ile aşağılanıp dışlanan, okullarından kovulan çocuklarımız on binlercedir. Katsayı ile zulmedilen çocuklarımız on binlercedir, yüz binlercedir hatta hepsi toplandığında ve bunların tamamı toplandığında milyonlarca çocuk zulüm altındadır. Bunca zulüm altındaki çocukların olduğu bir ülkede çocuk bayramı kutlama iddiası ülkenin tüm çocukları ve halklarıyla alay etmekten başka bir anlam taşır mı? Ece Nur… Diyarbakır’daki Ece Nur’u biliyorsunuz. Onun gibi kaç tane çocuğumuz başörtüsü sebebi ile oradan oraya sürülüyor. Ne yapmış bu çocuklar? Allah emrettiği için başını örttü diye çocukların başına gelmedik kalmıyor. Böyle bir ülke nerede görülmüş? Kendi halkına bu kadar zulüm yapan bir ülke bir sistem nerede var? Çocukları okullarda, meydanlarda, salonlarda bugün zorla toplayıp bayram adı altında yine zulüm sürdürülüyor. Yani oyun çocuklarına tam bir oyun oynanıyor...

Allah rızası için aklımızı başımıza toplamalıyız ve ciddi adil bir muhalefeti geliştirmeliyiz. Bu ülkenin insanlarına ve çektikleri ıstıraplara sahip çıkıp, zulme ve zalimlere karşı durmamız; İslami ve İnsani sorumluluğumuzdur. En büyük zulmün şirk olduğunun bilinciyle, tevhidi ve adaleti ikame etme mücadelemizi ısrarla ve tavizsiz bir biçimde sürdürmeliyiz. Tevhidi ve adaleti ikame etmek için Kur’an toplumunu inşa etmemiz lazım. Bunun için müminler olarak Türkiye çapında bir olmamız lazım. Güç birliği yapmamız lazım. Ankara’da çapında beş tane tevhidi öbek olmaz. Olmamalı ya da zarureten oluşmuş olanlar bütünleşmenin yolunu bulmalı. Türkiye’de tek bir tevhidi cemaat olması lazımdır. Tek tevhidi yapı ortaya çıkarılmalı ve adına Türkiye Kur’an Toplumu diyebileceğimiz bir yapıyla açıkça ve başımız dik olarak, ona layık olmak için seferber olmalıyız. Kur’an ahlakını kuşanıp, Kur’an Toplumunun inşasının ardından Ümmeti inşa etmek için; Kur’an’ın gösterdiği yolda ve ilk neslin bıraktıkları yoldaki işaretleri dikkate alarak hep birlikte yürüyeceğiz inşallah. Hiç değilse bu yolda öleceğiz.

Allah canımızı bu yolda alsın. Bunu bize nasip etsin. Ancak öyle hesabımızı verebiliriz. Ancak öyle Allah’ı razı edebiliriz. Rabbimiz rızasını kazanmayı, bu bahsettiğimiz istikamette dosdoğru, ayaklarımızı sabit kılarak yolunda yürümeyi, kendini razı edecek amelleri birlikte üretmeyi, güç birliği yaparak iradelerimizi birleştirerek Türkiye Kuran Toplumunu inşa etmeyi ve oradan giderek dünya çapındaki Küresel Kuran Toplumunu, İslam ümmetini inşa etmede bir tuğla olmayı ve bu yolda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeyi ve mübarek rızasını kazanmayı ,mümin olarak yaşamayı, mümin olarak ölmeyi hepimize nasip etsin .Allaha emanet olun Selamun aleykum……




Bu içerik 1381 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem