Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA KONFERANSLARI  >  2013
 
İLKAV´DA CUMA KONFERANSI VE HUTBESİ ÜÇÜNCÜ YILINA GİREN SURİYE AYAKLANMASI KONUSUNA AYRILDI
Tarih: 15/03/2013
   


Ortadoğu´da yaşanan Arap uyanışları sonucu bölgede birtakım değişiklikler olmaya devam ediyor. Diktatörler gidiyor, yerine yeni yönetimler kuruluyor. Yıllardır zulüm altında inleyen halklar kendi iradelerine sahip çıkarak daha İslami yönetimler kurmaya çalışıyor. Tabi, Batı da boş durmuyor ve bu değişimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor.

Ortadoğu'da yaşanan Arap uyanışları sonucu bölgede birtakım değişiklikler olmaya devam ediyor. Diktatörler gidiyor, yerine yeni yönetimler kuruluyor. Yıllardır zulüm altında inleyen halklar kendi iradelerine sahip çıkarak daha İslami yönetimler kurmaya çalışıyor. Tabi, Batı da boş durmuyor ve bu değişimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor.

 

Bu bağlamda petrolü ve doğal kaynağı olmayan Suriye'de de senelerdir Ba’s zulmü altında inleyen Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz de Esed rejimine karşı önce barışçı gösterilerle itirazlarını dile getirdiler. Ancak eli kanlı rejim bu gösterilere katliamlarla cevap verince ,halk mecburen kendilerini korumak amacı ile silahlı mücadeleye başladı. Bu şekilde ayaklanmalarının üçüncü yılında savaş devam etmektedir. Bir de zalim Ba’s Rejimine karşı Mazlum Suriye Halkının yanında olarak mücadelelerini desteklemekteyiz. Bu bağlamda ayaklanmaların başladığı 15 Mart 2011'in yıldönümü hasebi ile bölgede yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Suriye Muhalif hareketinde yer alanZuheyr Sibai kardeşimizi konferansa davet ettik. Slaytlar eşliğinde Suriye'de yaşanan olayları ve mevcut durumu irdelerken Cuma Hutbesini de Şahin Özdaş hoca bu konuya ayırdı.

 

Konferansın giriş bölümünde Emrullah Ayan hocamız şu hususlara değindi:

 

“ABD ve Batılılar, Suriye, Mısır gibi, ülkelerin halkının büyük kısmının İslâmî kimliğinin daha belirgin olduğu ve İslâmî bir sisteme doğru kayabileceği endişesiyle bu devletler daha tedbirli davranıyorlar. Uzaktan seyretmeyi tercih ediyorlar. Libya’daki halkı Kaddafi güçlerine iyice ezdirip Batı güçlerinin müdahalesine ve batı yanlısı bir yönetim kurulmasına razı hale getirince sonunda müdahale edip yönlendirmede daha etkin hale geldikleri gibi, Suriye’de de Müslüman muhalif kesimleri despot Ba’s rejiminin katletmesine göz yumuyor ve halkın iyice ezilerek, can havliyle batının liberal lâik projelerine razı olmasını bekliyorlar.

 

Suriye halkı sırf hür olarak, insanca ve Müslümanca bir hayatı yaşamak istediği için, yaklaşık 50 yıldır, zalim, despot, Ba’s rejimi altında büyük acılar çekti, bedeller ödedi. Katliamlara, sürgünlere, zindanlara muhatap kılındı.

 

Bugünkü cuma konferansımızın misafir konuşmacısı Züheyr Sibai, 1980'den bu yana zalim Hafız Esed’in zulmünden dolayı Türkiye’ye hicret etti. Ankara üniversitesi Fizik bölümünden mezun oldu. Evli ve 3 çocuk babası. 1990'da da Türkiye'den Avustralya’ya gitti. Halen orada ikamet ediyor. 6 ayda ya da yılda bir Türkiye’ye geliyor. Suriye'yi de yakından takip ediyor. Muhaliflerin Türkiye de çeşitli illerde yaptıkları toplantılara katılmaktadır.

Emrullah Ayan konuşmacıya ilk olarak şu soruyu yöneltti: Suriye’de bugünkü olaylara kadar nasıl bir süreç yaşandı? Kısaca bilgi verir misiniz?

 

Sözü alan Zuheyr Sibai konuşmasına şu şekilde devam etti:

Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh. İlk önce bizim hocamıza teşekkür ediyoruz. Geldiğiniz için size de teşekkür ediyoruz. Şimdi ben konuya şöyle yaklaşıyorum: Suriye dün bugün ve yarın. Biliyorsunuz Suriyenin nüfusu 23 milyon. Bunların %85'i müslümandır, sünnidir. Diğer kısmı ise Hristiyan, Yahudi ve Nusayridir. Nusayrilerin Müslüman olmadığını söylüyorlar. Kendileri Müslüman değil onu da belgelerle Fransız işgalinde vermişlerdi. 1936'da bir mektupla Nusayrilerin başa gelen hocaları Fransızlardan bir devlet istemişler. Bunun sebebi de Osmanlı imparatorluğu yıkıldıktan sonra Ortadoğu bölgeleri parçalandı, işgal altına girdi. Suriye de Fransız işgali altına girmişti. O gün yani 1936 senesinde Nusayriler “ biz Müslüman değiliz, biz, sizi (Fransızları) seviyoruz, sizden bir devlet istiyoruz” diyorlar. O mektup da bugün Fransız Dışişleri Bakanlığında bulunuyor. Ben- de o mektup vardı ama getirmedim. Fransızlar onlara devlet vermiyor fakat onlara destek veriyor. Çünkü Nusayriler Fransızlarla birlikte savaştılar bize karşı Sünnilere karşı. Hele benim büyük dedem- o zaman Suriyenin lideriydi- Fransa’ya karşı bir liderdi. Adı şeyh Mustafa Sibaî’dir. 1970 yılına kadar Suriye böyle darbelerle geçti. Yani 1946 senesinde Suriye Fransız işgalinden kurtuluyor ve bağımsız bir ülke haline geliyor. 1946'dan 1970 yılına kadar yaklaşık 16 askeri darbe oldu Suriyede. 1970 yılında, bu dönemde bir çok askeri darbe olmasıyla beraber 1963 yılında yönetim Suriye Ba’s partisinin eline geçmişti şimdi bu Ba’s partisi biliyorsunuz ne olduğunu dinsiz bir parti ve kurucusu da Müslüman değil. Bu partiyi Mişel Eflak kurdu. Mişel Eflak da onunla birlikte olan Hataylı Zeki Ersöz de Hristiyan idiler. Ba’s partisini bu ikisi beraber kurdular.

 

Suriye, 1963 senesinden bugüne kadar Ba’s Partisinin elindeydi. Şimdi, Hafız Esed nasıl gelmişti iktidara? Hafız Esed Ba’s Partisinin üyesiydi. Aynı zamanda Humusta Harbiye Okulundan mezun oldu. Ba’s partisinde yükselerek Hafız Esed başa geldi ve o zaman da iktidarı eline geçirdi Hafız Esad. Ve ülkede tek adam olmuştu. 1971’de sahte bir referandumla Hafız Esed bir referandum yapıyor 1971'de ve %99.9 kazanıyormuş ve hükmü artık iktidarı meşrulaştırmış şekilde. “ Ben Suriyenin tek adamıyım, Suriye benim bahçem.” Esed, 1970’te başlayan iktidarı boyunca ülkeyi demir yumrukla yönetmiş ve hiçbir muhalefet çalışmasına izin vermemiştir. 1972'de Müslüman Kardeşler cemaati dahil bir çok partinin seçime katılmaması ise Esed’in otoritesini daha da güçlü hale getirmişti. Esed yönetiminin 1970’ lerin başından itibaren tek adam iktidarını muhalif hareketlere yasaklayarak, hatta yurt dışına kaçan muhaliflere Suriye istihbaratı tarafından suikastler düzenleyerek devam ettirmişti . 1980lerde Hafız Esed tarafından 49 sayılı kanunu çıkardı. 49 sayılı kanun neydi? Herhangi bir Suriyeli vatandaş Müslüman kardeşlere üye ise cezası idam idi. Bu kanuna göre Müslüman kardeşlere üye olmanın cezası idam olarak verilecekti. Bu arada 1982’de Müslüman Kardeşler ayaklandı. Tabii ki biliyorsunuz o zaman Rıfat Esed, Hafız Esed’in kardeşi, onun özel askeri birlikleri var. O da Tudmur belmirada bir hapishaneye saldırarak bizim Müslüman kardeşlerimizden 550 kişi öldürdü. Aynı zamanda 2 şubat 1982’de yine Rıfat Esed tarafından Hama Katliamı yapıldı ve Hamada 50 bin kişiden fazla öldürülmüştür. Ve hala katliamı gerçekleştiren kişi Rıfat Esed Avrupa’da yaşıyor ve bütün Avrupa ülkelerinde serbest dolaşıyor, kimse onu tutuklamıyor. Halbuki Hama katliamını yapan kişi odur. Nerede insan hakları?

 

Bugün, Hafız Esed öldükten sonra otomatik olarak yarım saat içinde Suriye’de anayasa değiştirilmiştir. Beşar Esed’ın yaşı tutmuyordu. Tutmadığı için hemen yarım saat içinde anayasa değiştirilip yaş aşağı indirildi ve Beşar’ı cumhurbaşkanı olarak seçtiler.İlk tebrik eden dönemin ABD dışişleri bakanı idi. 2000 yılından bu yana Beşar Esed Suriye’nin cumhurbaşkanı. ilk 3 ay içinde serbest seçimlerin yapılacağına dair söz verdi. Kendisi İngiltere’de yaşıyordu. Bir de bizim Humustan, bizim mahalleden bir kız aldı. Kız el- ahlar sülalesinden. O da ingiltere’de doğup büyüme, yani o da Avrupa hayatını biliyor. Beşar, ilk 3 ayda “ ben referandum yapacağım, demokrasi getireceğim” gibi bir takım şeyler vaat etti. Ne yazık ki hepsi yalan çıktı. Kim ayaklandıysa hapset attı ve onlara güven olmaz. Diktatörlere güven olmaz. Tağutlara diktatörlere güven olmaz. Şimdi halk, biz 1980’de ayaklandığımızda biz yaşlı idik ve bize kimse destek vermedi 80’lerde biz ayaklandık 80’de de kimseden destek görmedik. Onun için Hafız Esed tek şehirde Hama’da sıkıştırdı Müslüman kardeşleri ve orda olay bitti. Yani başka şehirlere sıçramadı. Humus, Şam ve Lazkiye’ye sıçramadı. Ancak Hama’da kontrol etti ve orda yok etti ayaklanmayı. Tabii büyüklerimiz biliyorsunuz Irak’a, Ürdün’e, Suudi Arabistan’a kaçtılar. Ben de Türkiye’ye kaçtım zorunda kaldım.

Ayan, ilk ayaklanmanın başladığı 15 Mart 2011'den bu yana Müslümanların geldiği nokta nedir? Diyerek, 2. soruyu yöneltti.

 

Sibâi bu soruyu da şöyle cevaplandırdı:

 

15 Mart'ta başlayan ayaklanma Dara’da çocuklar tarafından başlatıldı. Dara, Ürdün sınırına yakın bir şehir . Çocuklar ayaklandı ve anne babaları çocuklarını soruyorlar: “ Nerede bizim çocuklar?” Hapse atmışlar çocukları. Tırnakları çekilmiş ve vücutlarında sigara izmaritleri söndürülmüş. Necip isminde biri “Neden bunları yaptınız?” Diye soruyor. Onlar da: “Hapse sizi de atarız” dediler. Bundan sonra olaylar başladı.

 

15 mart 2011'de Suriye’deki ayaklanmayı tabii ki biz başlatmadık. Olay Tunus'ta, genç Buazizi’nin kendini yakmasından sonra başladı. O gün Beşar Esed ile bir Amerikan dergisi onunla röportaj yaptı ve dedi ki “asla ve asla Suriye’de bir ayaklanma olmayacak ve bahar Suriye’ye gelmeyecek.” Esed neden böyle dedi? Çünkü, halkın kendisini sevdiğini düşünüyordu. Gerçekten biz de öyle inanıyorduk. Suriye’de öyle bir ayaklanmanın olacağını aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk. Çünkü, biz o seksenlerdeki korkuyu yaşadık. Demir yumrukla, yani karı kocasına istihbarat gibi muamele ediyor. Anne, baba, oğul hepsi birbirini rapor ediyor. Suriye evin içinden parçalandı. En son bir altı ay önce Ba’s Partisi bir toplantı yaptı. Bütün Suriye’deki Ba’s Partisi yüksek kademedeki mensuplarını Şam’a çağırdı. Onlara bir tesbih verdi. Tesbihin üzerinde Suriye bayrağı ve Beşar’ın resmi vardı. O tesbihlerden onlara birer tane verdi. Ve dedi ki: “ Nerde olursanız olun Suriye’de hangi Suriye ordusu sizi durdurursa bunu gösterin geçersiniz, ya ben yok olacağım ya da Suriye’yi yakacağım” dedi. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Bunu bana söyleyen kişi oraya katılanlardan biri. Esed Suriye’yi bırakmak istemiyor. Tarihte Neron’un Roma’yı yaktığı gibi o da Suriye’yi yakmak istiyor.

 

Esedi nasıl devireceğiz? Görüyorsunuz video gösterilenleri. Bunlar bir şey değil, bunlar hiçbir şey değil. Burada gösterilenler %1. Benim sülalemden 25 kişi katledildi. Benim ailemden bazıları Kilis’te bazıları Lübnan’da bazıları Suudi Arabistan’a kaçmış. Ne olacak, ne kadar devam edecek bütün bunlar? 3. senesine girdik ve bütün Müslüman ülkeler isyan ediyor. Çünkü Müslüman ülkeler güçlü değil Amerika’dan bir şey bekliyor veya Avrupa’dan bir şey bekliyorlar. Şu anda Türkiye’de en az yarım milyon muhacir var. Valla benim dikkatimi çekti. Geçen hafta Kilis’teydim. Kilis’teki Müslüman arkadaşlarla konuşuyordum. Siz bu mültecilere nasıl bakıyorsunuz? Ya dedi onlar mülteci değil onlar muhacir dedi. Onlar bizim kardeşimiz o beni çok sevindirdi. Yani bana şeyi hatırlattı. Hani, Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın hicretini, Mekke’den Medine’ye hicretini, hatırlattı bu olay. Biz Müslüman olarak sınır tanımıyoruz. Fakat maalesef sınırları onlar koydular. Fransızlar ve İngilizler koydular o sınırları. Ama inşallah o sınırlar kalkacak. Şu anda en son olarak size sayılar vereceğim. Bu 2 sene içerisinde 80 binden fazla bilinen ölü var. Onlar arasında 15 bini kadın ve çocuk. 3 milyon mülteci var. Hayat yok Suriye’de, su yok elektrik yok hiçbir şey yok. Yani gördünüz, geçen Halep’te insanlar ekmek almak için sıraya girmiş, sırada iken bombalandılar. Onlar, nerede topluluk varsa orayı bombalıyorlar. Bombalananlar ekmek alıyor ya bir şey yapmıyor ki silah yok bir şey yok. Çoluk çocuk bombalanıyor, üzerlerine roketler atılıyor.

 

Şimdi arkadaşlar! Suriye’de hoca sordu soruyu. Soru iki şıktı. Biri Esed güçleriyle çatışma şıkkı, diğeri de Suriye halkının, sivil halkın savaş alanındaki durumu. Suriye özgür ordusu ve öbür Müslüman gruplar maşallah başarılı bir şekilde ilerliyorlar. Onları destekliyoruz. Herhangi bir savaşta, Birleşmiş Milletlere göre siviller %2’ ye kadar ölürse o savaşı tanıyor. Suriye’de sivil kayıpları %10 a ulaştı. Birleşmiş Milletlerden herhangi bir ses yok. Batı ülkeleri de hepsi aynı. Yani bizim şu anda bütün ümidimiz İslami gruplar ve Suriye özgür ordusunda. Onlar da santim santim, karış karış ilerliyorlar. En son çatışma Şam’ın içinde oldu. Fakat havadan saldırıyor tarihi kaleleri de bombalıyor Esed güçleri... Hiç umurunda değil. İnsanların öldüğü yerde tarihi eserleri sorguluyor bazıları. O kadar nefret olmaz ki ya. Bir uçakla çocuk nasıl öldürülür ya? Hiç senin çocuğun yok mu, annen yok mu, vicdanın yok mu? Hiç merhamet yok mu? Ali öyle mi? Haşa! Hz. Ali’nin kılıcını kullanarak çoluk çocuk demeden öldürüyor. İnşaallah, Müslüman muhalifler halkla birlikte bu rejimi defedecekler.

 

3. soru: Esed’in devrilmesinden sonraki strateji nedir?

Esed bitmişti. Rusya ve İran onu ayakta tuttu. Lübnan’daki gibi bir iç savaş olmayacak. İnşallah Müslüman devlet olacak, Müslümanlar başa gelecek. Müslüman devletlerle ilişkiler iyi olacak. Mısırda Müslümanlar sandıkla geldi. Allah resulü dua etti Şam mübarek bir şehir. Türkiye ile ilişkilerimiz ilerleyecek. Bizim şu anda somut çalışmalarımız var ancak şimdi gizli. Çünkü Amerika ve Batılılar Suriye’de İslam devleti istemiyor. Onlar istemese de Allah nurunu tamamlayacak inşallah…Allaha Emanet Olunuz.Dua ve desteklerinizi esirgemeyiniz…. “

 

Diyerek sözlerini bitirdi. Emrullah Ayan söz alarak konferansı şu şekilde bitirdi ve Cuma namazına geçildi.

 

“Zuheyr Sibai beye teşekkür ediyoruz. Onların hesabı kendi kuklaları olan bir devlet. Ancak, inşallah öyle olmayacak Hem sözlü hem de fiili duayla onlara yardım edeceğiz, etmeliyiz. Suriyelilere hicretteki gibi ensarlık yapacağız. Rabbimiz Suriye’deki ve tüm dünyadaki kardeşlerimizin yardımcısı olsun.” Amin….

Bu içerik 1432 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem