Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Peygamber’e Sövmek Serbest, “Atatürk İlâh Değildir” Demek Suç!...

> İlk Kur’an Neslinin Mekke Örneğinden Çıkarılacak Dersler ve Mekke...

> Kur’an ve Sünnete Dayalı Sahih İslam Anlayışını, Her Şartta Taviz...

> Zulüm bataklığında çürüyüp toplumu da çürüten bir sistemin kurulu...

> Mü’minlerin, Ameller, Hayat Tarzı ve İtaat Alanında Bâtıl Olandan...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR550020300002000614000005
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2018
 
Hutbe: Mü’min Davetçiler Rableri İçin Sabrederler
Tarih: 05/01/2018
   


“Onlar, Rablerinin rızasına kavuşmak için sabrederler…” (Ra’d: 22)

              Hutbe: Mü’min Davetçiler Rableri İçin Sabrederler
              “Onlar, Rablerinin rızasına kavuşmak için sabrederler…” (Ra’d: 22)
              Dava adamları, davanın sorumluluklarını yüklenmek zorundadırlar. Davanın yalanlanmasına ve bundan dolayı başa gelen eziyetlere sabretmelidirler. Sadık ve güvenilir kimsenin yalanlanması, gerçekten kişiye ağır gelen bir şeydir. Ama bu yalanlama olacaktır. Bu risalet davalarında görülen bir husustur. Bu bakımdan dava yükünü taşıyan kimseler, sabretmek ve dayanmak zorundadırlar. Direnmek ve sarsılmamak zorundadırlar. Bir daha davet etmek ve her defasında yeniden işe başlamak zorundadırlar. Çünkü davetçiler; karşılaştıkları inkar ve yalanlama ne olursa olsun insanların ıslahından ve gönüllerin davayı kabullenmesinden umutlarını kesemezler. İnsanların inatçılıklarına rağmen umutlarını kesemezler. Yüz kere davete icabet etmeyen bir kalbin yüz birinci kere veya bin birinci kere icabet etmesi mümkündür. Yeter ki dava adamı o zamana kadar sabretsin. Umudunu kesmeden davetini sürdürsün. Ki o zaman kalplerin kendilerine açıldığını göreceklerdir.
              Davaların yolu, şüphesiz ki kolay ve rahat değildir. Gönüllerin davetlere icabet etmesi de, hemen olacak kolay bir şey değildir. Çünkü gönülleri saran pek çok tortular vardır. Batıldan, dalâletten, gelenek ve âdetlerden, sosyal düzen ve yönetimlerden oluşan pek çok tortular söz konusudur. Öyleyse kalplerin bu tortulardan arındırılması şarttır. Kalpleri bütün çarelere başvurarak diriltmeye çalışmak şarttır. Duyarlı noktaların tümünü yoklamak ve kalbe gidecek yolu aramak şarttır. Çünkü yerini bulan bir tek dokunuş bile beşer yapısını bir anda büyük bir değişikliğe uğratabilir.
Davetçinin kızması gayet kolay bir iştir. Bakar ki insanlar çağrısına icabet etmez, o da kızıp uzaklaşmaya başlar. İnsanlardan uzaklaşıp rahatına bakar. Çünkü bu, rahatlık veren bir şeydir. Böylece davetçi yerinde oturur, kızgınlığı diner ve sinirleri gerginlikten kurtulur. Peki ama davet görevi ne olacak? Söz dinlemez yalanlayıcılardan uzaklaşması, davaya bir şey kazandırdı mı? Öyleyse asıl olan davadır. Davetçinin kişiliği değil… Bu bakımdan davetçi gönlünü daraltamaz. Öfkesini yutup yoluna devam etmektir onun görevi. Bir davetçi için en iyisi sabretmektir. İnsanların sözleriyle davetçinin göğsü daralmasın. Çünkü davetçi, Kudret elindeki bir araçtır. Davayı ondan çok koruyup-gözeten, hiç şüphesiz Yüce Allah’tır. Bu nedenle o,  durum ve ortam ne olursa olsun görevini yapmak zorundadır. Gerisi Allah’a aittir. Hidayet, sadece Allah’ın hidayetidir.
              “Zü’n-Nûn’u (Yunus’u) da unutma ki o, kavmine kızıp gidince kendisini sıkıştırmayacağımızı zannetti. Fakat sonunda o, karanlıkların içinde ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Sen, her tür kusurdan münezzehsin. Ben ise hiç şüphesiz zalimlerden idim’ diye seslendi. Biz de duasına icabet edip kendisini sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz, mü’minleri böyle kurtarırız.” (Enbiya: 87,88)
              Hz. Yunus’un kıssasında, dava adamları için düşünülmesi gereken bir ders vardır. Hz. Yunus’un Rabbine yalvarıp zulmünü itiraf etmesinde de davetçiler için unutulmaması gereken bir ibret vardır. Hiç kuşkusuz Kur’an-ı Kerim, bu durumu belirlemek için kıssaları anlatır.Kur’an’ın ifade buyurduğu bir hakikatten maksat, bir batılı değiştirmektir. Çünkü Kur’an, dipdiri ve hareketli bir ortamda bulunan canlı ve hareketli vakaları anlatır. Kur’an, mücerred bir etüt için gerçekleri zikretmez. Bu bakımdan Mü’minlerin sadece cihad etmesi yetmez. Cihadın yanında sabrın da bulunması gerekir. Davetin sorumluluklarına sabır… Meydan savaşından ibaret olmayan çeşitli ve sürekli sorumluluklar… Hatta denilebilir ki meydan savaşının sorumlulukları, davanın sabır ve iman imtihanını gerektiren diğer sorumlulukları yanında hafif kalır. Çünkü bitmek bilmeyen günlük görevler söz konusudur. İmanî çizginin istikametinden ayrılmamak, bu istikameti anlayış ve davranışlarda göstermek söz konusudur. Doğal olarak bütün bu konularda en büyük görev, insânî zaaflara karşı sabretmektir. Gerek davetçinin kendi zaafları gerekse günlük hayatta karşılaşılan diğer insanların zaaflarına karşı sabır… Batılın güçlendiği, galip ve üstün göründüğü dönemlerde sabır… Şeytanın salabileceği rahatlık ve heva ve heveslere uymaya ilişkin vesveselere karşı sabır… Ve daha pek çok şeye sabır, sabır, sabır…
                                                                                                                       05.01.2018
                                                                                                         Hazırlayan: Emrullah AYAN

 

Bu içerik 510 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

Emrullah AYAN
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem