Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA HUTBELERİ  >  2017
 
Hutbe : Sarp yokuşu aşıp cennete girebilmenin yolları
Tarih: 07/07/2017
   


Hutbe : Sarp yokuşu aşıp cennete girebilmenin yolları

             ES. Bugün Hicri 1438 Şevval ayının 13. günü olan Cum’a günü. Rabbimiz (Celle Celalühu) bugünde ve gelecek günlerimizde, imanımızı sağlam ve sarsılmaz, amellerimizide halis ve makbul eylesin. Rabbimiz (cc) gözümüzle, gönlümüzle, malımız ve mülkümüzle ve dahi tüm kalbimizle iman eden, hakkı ve merhameti birbirine tavsiye eden muvahhid kullar zümresine bizleride idhal eylesinÂmin. Âmin… Bugünkü hutbemizin mevzuu“Sarp yokuşu aşıp cennete girebilmenin yolları”konusu üzerine olacaktır inşallah.
 
             M.C. Rabbimiz (cc) insanoğlunu farklı farklı meşakkatlere karşı dayanıklı ve her türlü güçlüğe de göğüs gerebilecek bir hal içerisinde yaratmıştır (Beled-90/4) Sonrada insana eşyada; hayır ve şer, imanda; şirk ve tevhid, sözde; doğru ve yalan, eylemde ise; güzel ve çirkin gibi iyilikleri kötülüklerden ayırt edebilme yeteneği olan bir irade bahşetmiştir. İnsanoğlu kendisine bahşedilen bu irade ile sarp yokuşu yani “Akabe”yi tırmanıp cennetin kapısını açabilmek için 1. Öncelikle kendisini, sonrasında yakınında bulunan bir insanı her türlü şirkten ve kölelikten kurtarması  (Beled-90/13)  2.Yetimleri, fakirleri ve yoksulları görüp, gözetip, servetinden bunlara da bir pay ayırması (Beled-90/14-16). 3.İse; İman ederek, pasif bir insan olmayıp, aktif bir insan olarak tevhidi, iyiliği ve merhameti başkalarına da tavsiye edip yayması gerekmektedir (Beled-90/17).
 
             Ancak insan yaratılıştan taşıdığı fıtri bir vicdanın hakkını dahi vermemiş, hayır ve infaka çağrıldığı zamanlarda gurur ve kibirle “Yığın yığın mal tükettim”(Beled-90/6) diyerek,insan olmanın bedelini bile ödememiştir. Allah’u Teala’nın (cc) birtakım yasaları olan acıkmak, susamak, yemek, içmek, hastalanmak ve ölmek gibi yasalarıyla insanı kuşatmasına rağmen, adına Müslüman denen hatta namaz kılan nice insanlar vardır ki; tutkularına, tuttuklarına, para ve pullarına, putlarına, insanlara olan sevgilerine köle olmuş, kendi egolarını kendilerine ilah kabul ederek (Furkan 25/43), haşa Allah’a (cc) büyük bir küstahlıkla görev alanı belirleyip bir sınır çizmiş ve sonrada şöyle demek istemişlerdir.
 
              Bize hayat veren, görme ve işitme duyuları bahşeden, bizi rızıklandıran sensin amenna. (Yunus-10/31) Ancak sen bize ait olan bu hayatın şu şu işlerine karışmayacak şu tarafını görüp bu tarafını görmeyeceksin. Yani Allah (cc) senin işine karışmayacak, eşine karışmayacak, aşına karışmayacak, ölünce leşine karışacak öylemi? O zaman bu kitabın adı hayat kitabı olabilir mi? Bu kitap hayatta olanları uyarmak için indirilen bir kitap olabilir mi?(Yasin-36/70) Bu kitap Allah’ın kitabı olabilir mi (cc)? Olsa olsa ancak bu kitabın adı “Ölüleri uyaran bir kitap” olabilir. Bu nasıl Kur’anı anlamak? Böylemi olur yetimleri, açları, garip gurebayı görüp gözetebilmek? Bakınız! Daha önceleri Malezya’dan Tayland’a kargo arabalarıyla tavuk taşıyan kâfirler, şimdilerde ise; bu kargo arabalarıyla Müslüman olan yetim, aç, fakir körpecik çocukların ellerini, ağızlarını, dizlerini koli bantlarıyla domuz bağıyla bağlayıp karga tulumba paket yaparak, organlarını söküp almak içinTaylan’da taşıyorlar.
 
              Onun için geliniz lütfen! Yeniden Kur’ana dönelim, yeniden Kur’anı hayatımıza inşa edelim. Rabbimiz (cc)  Kur’an-ı Kerimin Beled suresinde şöyle beyan buyuruyor: Es…“Biz o (insa)na iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? O’na açık açık (hak ve batıl)iki yolu da gösterdik. Fakat o sarp yokuşu aşmayı denemdi. O sarp yokuş nedir, bilir misin? (O Sarp yokuş)Bir köle azat etmektir (bir can kurtarmaktır). Yahut açlık gününde yakınındaki bir yetime yahut (toprakta sürünen)hiçbir şeyi olmayan miskine (yoksula)yemek yedirmektir. Sonrada iman edenlerden olup birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır” S.Az(Beled-90/8-17)
 
               Evet, Rabbimiz bize iki göz verdin ki onunla kâinat sahasında imanın delillerini ve kudretinin ışıklarını görelim. Bir dil ve iki dudak verdin ki insanlara sözümüzle Kur’anı anlatalım, imanı anlatalım, tevhidi anlatalım. Anlatalım ki sözümüz kimi zaman bir kılıç yerine geçsin, kimi zamanda bir bomba tesiriyle gönülleri fethetsin. Hani meşhur veciz bir deyim vardır:  “Söz altındır kelam inci, gönül burcunda derceyle, teraziye koyup satma, vakti gelince harceyle” derler.
 
               M.C.Ayet-i Celilelerde görüldüğü gibi “akabe”yi yani sarp yokuşu aşmanın birinci yolu “Fekkü ragabe” Köle azat etmektir.Esirlik bağıyla bağlanmış bir insanın canını kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmaktır. Diğer bir anlam ile de ifade edecek olursak; malumunuzdur ki, eskiden köle olan bedenler pazarlarda mal gibi para ile alınıp satılır, kullanılırdı. Şimdilerde ise çağdaş kölelikler başlamış istihdam alanları değişmiştir. Artık kölelikler şahıslara ve her türlü teşkilatlanmalara aidiyetlik üzerinden ivme kazanarak kalemlere sıçramış hem beyinler ve hem de boyunlar esir alınmıştır.  
 
               Hemen hemen her türlü sosyal yardım kuruluşlarında, cemiyet ve cemaatlerde, parti ve pırtılarda görülen kölelikler eski köleliklere rahmet okutacak bir nitelik kazanmıştır. Kendi iradelerini başkalarının emrine veren kifayetsiz insanlar, yok benim şeyhim şöyle, yok benim mürşidim böyle, benim hocaefendim, benim başkanım, benim liderim, benim ulu önderim ne söyler ne yaparsa doğrudur diyerek, hiçbir eleştiriye tabi tutamazken bu zavallıları tazim edip yücelterek sevgilerini bunlara vermiş, Allah’tan (cc) daha çok severek şirkte karar kılmışlardır (Bakara-2/165). İşte esas köle azat etmek demek; özgür olduklarını zanneden bu insanların köle olmuş kalemlerini, köle olmuş kalplerini, köle olmuş beyinlerini, köle olmuş boyunlarını boyunduruklardan kurtarıp kölelikten azat ettirmektir.
 
               Sarp yokuşu aşmanın ikinci yolu ise “İt’amün”yemek yedirmektir. Burada esas olan nedir? Esas olan; insanın sadece bolluk günlerinde değil, kendisinin de zorda kaldığı dar bir gününde yakınındaki bir yetimi yahut bir fakiri yahut ta toprakta sürünen hiçbir şeyi olmayan bir miskini yedirip içirmesi, ilgilenmesi, görüp gözetebilmesidir. (Al-iİmran-3/134)
 
               Ancak bu gözetebilmeyi mallarına ait olanlar değil, mallarının kölesi olanlar değil, mallarını sırtına alanlar değil, mallarının sırtına binip Allah’ın emri istikametine yol alanlar ve bu yolda infak edenler yapabilir. Esasında fakir ile miskin arasında önemli bir fark vardır. Fakir, geliri ihtiyaçlarını karşılamazken, miskin: Hiçbir mal ve gelire sahip olmayan muhtaç, düşkün, kendi gücüyle kazanmaktan aciz, yoksulluktan dolayı adeta karnı toprağa yapışmış, açlık ve yoksulluğun kendisinde mesken tuttuğu kişi anlamındadır.
 
               Rasulullah (sav) bir hadisi şeriflerinde “Komşusu aç iken tok yatan (kâmil manada)Mü’min değildir” buyurmuştur (Buharî, Edeb-12, Hâkim, II- 15;) Dolayısıyla,Ankara gibimilyon nüfuslu şehirlerin kurulduğu bu çağda artık tokun komşusu da tok, açın komşusu da aç kalmış, zenginlik ve fakirlik adeta bölgeselleşmiştir. Yaşadığımız villalardan, sitelerden, apartmanlardan, tatil beldelerinden şöyle dışarı çıkıp ta şehrin gecekondulu varoşlarına doğru yol aldığımızda, inanınız ki kaburgası sayılan birçok gözü yaşlı çocuklar, yetimler, açlar, fakirler, miskinler, en yakınları tarafından terkedilmiş soluk benizli yaşlılar, kemoterapi gören 15-20 kilo kalmış, insanlara derinlerden bakan kanserli hastalar rahatlıkla görebiliriz. Dolayısıyla yetimin, fakirin, hastanın uzağı, yakını yoktur. Afrika’da olana da yakınımızda bulunana da ulaşmak Kitab-ı Kerim’in bizden istedikleridir. Ramazan-ı Şerif ayı sonrası idrak ettiğimiz şevval ayının bu günlerinde yetimlerin, fakirlerin, miskinlerin, yaşlıların, hastaların ihtiyaç duydukları her konuda bakımlarının sağlanması, giyindirilip kuşandırılması, bizzat nakdi yardımda bulunulması iman ettiğimizin yanında insan olmamızın da bir gereğidir.
 
                Sonuç olarak:Her çeşit köleyi azat etmeye çalışan, yetimleri, açları ve yoksulları doyuran, yaşlılarına öf bile demeden ellerinden öpebilen, hastaların dertleri ile dertlenebilen, tevhidi birbirine tavsiye eden aktif bir insan, temel ahlaki sorumluluklarını yerine getirmiş, imanın ahlaki zeminini inşa etmiş, kendisini de şirk pisliğinden ve tezkiye olmamış bir servetin boyunduruğundan kurtarmıştır. İşte Kur’an-ı Kerim; böyle insanlar yetiştiren, böyle muttakiler yetiştiren, böyle muvahhidler yetiştiren Müslümanların kitabıdır, Muhammed Mustafa’ya (sav) ümmet olanların kitabıdır, bizleri sarp yokuşu aşarak, cennete ulaştıracak olan Rabbimizin kitabıdır (cc).
 
 
           Fiemanillah. Allah’a emanet olunuz. Velhamdulillahi Rabbilalemiin. ES
                                                                                                                                               Şahin Özdaş 07.07.2017

 

Bu içerik 247 defa görüntülendi.
 
 
CUMA HUTBESİ YAZARI

İLKAV
  Diğer Cuma Hutbesi Yazıları

 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem